Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye siyasetinde “halkın partisi” kimliğiyle var oldu. Emekten, adaletten, eşitlikten söz etti. Ancak bugün Sakarya’da konuşulan tablo, bu iddianın ne kadar karşılık bulduğu sorusunu beraberinde getiriyor.
Sakarya’da CHP’nin yönetim anlayışına dair eleştiriler artık fısıltı değil, yüksek sesle dile getirilen bir rahatsızlığa dönüşmüş durumda. Parti içinde yıllarca emek vermiş isimlerin dışlandığı, halkla temas kurmaya çalışan kadroların desteklenmek yerine tasfiye edildiği iddiaları ciddi bir güven sorununa işaret ediyor.
Sorun sadece kişiler meselesi değil. Asıl mesele zihniyet meselesi.
Siyaset, halka rağmen değil; halk için yapılır. Ancak eğer bir il örgütü, enerjisini kentin sorunlarına çözüm üretmek yerine kendi iç hesaplaşmalarına harcıyorsa, orada siyaset amacından sapmış demektir. Sakarya’da geçim derdi büyürken, gençler gelecek kaygısıyla şehirden uzaklaşırken, esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken parti içi koltuk savaşlarının gündemi belirlemesi kabul edilebilir değildir.
“Sakarya CHP, halk için siyaset yapanların değil; koltuk uğruna CHP’lileri harcayan siyasal simsarların kontrolündedir” diyenler haksız mı?
Bu cümle ağırdır. Fakat bu kadar ağır bir cümlenin kurulmasına neden olan atmosfer daha da ağırdır. Eğer parti içinde liyakat yerine sadakat, üretim yerine hizipleşme, dayanışma yerine tasfiye kültürü konuşuluyorsa; sorun bireysel değil yapısaldır.
CHP’nin Sakarya’da yeniden güven kazanabilmesi için öncelikle kendi iç muhasebesini yapması gerekiyor. Parti, enerjisini rakiplerine karşı değil; kendi içindeki dar hesaplara karşı tüketiyorsa, seçmenden destek beklemek gerçekçi olmaz.
Unutulmamalı ki siyaset bir kariyer basamağı değil, bir sorumluluktur. O sorumluluk da önce halka, sonra partiye karşıdır.
Sakarya’da CHP ya bu eleştirileri ciddiye alarak kendini yenileyecek ya da halkın gözünde kendi iç tartışmalarının partisi olarak anılmaya devam edecektir.
Karar onların.










