Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye genelinde yakaladığı yükseliş ivmesi, yerelde de büyük bir beklenti oluşturmuş durumda. Özellikle ekonomik kriz, adalet arayışı ve toplumsal değişim talebi, seçmenin ana muhalefete olan ilgisini artırırken; bu yükselişin taşrada nasıl yönetileceği ise ayrı bir sınav olarak önümüzde duruyor. Sakarya’da son günlerde CHP kulislerinden yükselen sesler, bu sınavın kolay geçmeyeceğini gösteriyor. Parti içerisinde bir süredir dillendirilen rahatsızlıklar artık daha görünür hale geldi. Bazı ilçe başkanlarının, bazı belediye meclis üyelerinin mevcut İl Başkanı Oğuz Can Curoğlu’na yönelik eleştirileri kulislerden çıkıp açık tartışmalara dönüşmüş durumda. İl başkanının yönetim tarzının yetersiz bulunduğu, örgütü toparlayamadığı, saha koordinasyonunda eksiklikler yaşandığı yönünde yorumlar yapılıyor. Ancak burada herkesin kendisine sorması gereken çok önemli bir soru var: 19 Ekim 2025’te ne oldu da bugün bunlar konuşuluyor? Oğuz Can Curoğlu, daha dün denecek kadar yakın bir tarihte, bugün kendisine mesafe koyan isimlerin desteğiyle 320 oy alarak il başkanlığına seçildi. O gün aynı isimler tarafından “doğru tercih”, “ortak aklın adayı”, “birlik ve değişimin temsilcisi” olarak görülen bir isim, aradan geçen kısa sürede nasıl oldu da yetersiz ilan edildi? Siyasette fikir değişebilir. Eleştiri yapılabilir. Hatta yapılmalıdır da. Fakat böylesine hızlı pozisyon değişiklikleri, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Sorun gerçekten yönetim anlayışı mı, yoksa yaklaşan milletvekilliği seçimleri öncesi pozisyon alma telaşı mı? 2027 yılının Mayıs ya da Haziran ayında yapılması beklenen genel seçimler, bugünden birçok siyasi hesabın merkezine oturmuş durumda. CHP’nin Sakarya’da milletvekilliği sıralamasında güçlü bir yarış yaşanacağı zaten biliniyor. Özellikle birinci sıra için şimdiden hesap yapanların olduğu, kulislerde sıkça dillendiriliyor. Ve ne yazık ki siyasette bazen hizmet yarışı yerini koltuk yarışına bırakabiliyor. Bugün konuşulanlara bakıldığında, bazı isimlerin parti içindeki mevcut dengeyi bozarak yeni bir güç merkezi oluşturma arayışında olduğu iddiaları dikkat çekiyor. Hatta bir ilçe başkanının, Oğuz Can Curoğlu’nun yerine geçme hesabı yaptığı yönündeki kulisler, parti tabanında ciddi rahatsızlık yaratıyor. Eğer mesele gerçekten daha güçlü bir örgütlenme, daha etkili bir saha çalışması ve daha başarılı bir seçim hazırlığı ise; bunun yolu kapalı kapılar ardında hesap yapmak değil, açıkça konuşmak ve demokratik mekanizmaları işletmektir. Siyasi etik bunu gerektirir. Bu tartışmaların gölgesinde dikkat çeken bir başka unsur ise Ecevit Keleş’in sessizliği. Yıllardır Sakarya CHP siyasetinde birlikte omuz omuza yürüdüğü bilinen Ecevit Keleş ile Oğuz Can Curoğlu arasında son dönemde mesafe oluştuğu konuşuluyor. Parti kulislerinde “araya kara kedi girdiği” yorumları yapılırken, Keleş’in yaşananlara dair sessiz kalması farklı şekillerde yorumlanıyor. Bu sessizlik stratejik bir bekleyiş mi? Yoksa gerçekten tarafların arasındaki bağ zedelendi mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak Sakarya CHP örgütü açısından suskunluk bazen açıklamadan daha çok şey anlatır. Dün gerçekleştirilen 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı yürüyüşü de bu anlamda dikkatle not edilmesi gereken bir tablo ortaya koydu. Parti örgütünün önemli bir bölümünün, bazı ilçe başkanlarının ve belediye meclis üyelerinin etkinlikte görünmemesi, sadece fiziksel bir eksiklik olarak değerlendirilemez. 19 Mayıs, Cumhuriyet değerlerini savunan bir siyasi hareket için sıradan bir gün değildir. Bu tür günlerde verilen fotoğraf, örgütün birlik mesajıdır. Eğer o fotoğraf eksikse, kamuoyu bunu sorgular. Fakat belki de en vahim gelişme, il başkanlığı toplantısına ait karar defterinin yerel basına servis edilmesi oldu. Bu, sıradan bir belge sızıntısı değildir. Bu, doğrudan örgütsel güvene, kurumsal ciddiyete ve parti ahlakına vurulmuş ağır bir darbedir. Altında il başkanı ve il sekreterinin imzası bulunan, parti içi işleyişe dair son derece mahrem bir kurumsal evrak hangi yollarla dışarıya taşındı? Kim ya da kimler bunu servis etti? Neden yaptı? Amaç neydi? Birilerini itibarsızlaştırmak mı? Parti içinde korku ve güvensizlik iklimi oluşturmak mı? Yoksa kişisel siyasi hesapların önünü açmak mı? Bu sorular cevapsız bırakılmamalıdır. Çünkü örgüt içinde güven kaybolursa, siyasi mücadele yerini hizip savaşına bırakır. Ve hizip savaşlarından kazanan çıkmaz. Kaybeden yalnızca parti olmaz; değişim isteyen seçmen de kaybeder. Türkiye’de iktidara yürüyen bir CHP gerçeği var. Yerel seçim sonuçları gösterdi ki toplum değişim talep ediyor. Bu değişim talebinin Sakarya’daki karşılığı da her geçen gün büyüyor. Ancak bu büyüyen umudu kişisel hesaplarla gölgelemek, sadece partiye değil, bu şehirde değişim bekleyen binlerce insana da haksızlıktır. Sakarya seçmeni kavga görmek istemiyor. Ayak oyunları görmek istemiyor. Kulis savaşları izlemek istemiyor. Sakarya seçmeni; çözüm üreten, birlikte hareket eden, halka dokunan, güçlü ve kararlı bir örgüt görmek istiyor. CHP Sakarya’da herkes şunu anlamalıdır: Bugün mesele kişisel kariyer planları değil, toplumsal sorumluluktur. Bir sıra milletvekilliği hesabı uğruna örgüt yıpratılırsa, o sıra kimseye hayır getirmez. Bugün yapılması gereken; kırgınlıkları büyütmek değil, ortak aklı güçlendirmektir. Eleştiri varsa açıkça yapılmalı, çözüm önerileri ortaya konmalı, demokratik teamüller işletilmelidir. Çünkü seçim sandığına huzurla gitmeyen bir örgüt, seçmeni sandığa umutla götüremez. Ve unutulmamalıdır ki; Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara taşıyacak olan şey bireysel hesaplar değil, ortak mücadele ruhudur. Sakarya’da artık iç çekişmeler bir gün önce sona ermeli. Bu şehir, enerjisini birbirini tüketmeye değil, iktidar yolculuğuna harcamalıdır.










