Her kuşak, kendinden sonrakine dönüp aynı soruyu sorar: “Bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler, çoğu zaman bir hayal kırıklığının ifadesidir.
Bugün de benzer bir serzeniş var: Neden artık bir Deniz Gezmiş, bir Mahir Çayan, bir Yusuf Aslan çıkmıyor?
Bu soruya yüzeysel cevaplar vermek kolaydır. “Gençlik apolitikleşti”, “sosyal medyaya gömüldü”, “rahatına düşkün” gibi klişeler sıkça tekrar edilir. Ancak mesele bu kadar basit değildir. Asıl fark, bireylerde değil, zamanın ruhundadır.
1960’ların ve 70’lerin Türkiye’si, sert ideolojik kamplaşmaların, derin ekonomik sıkıntıların ve yoğun bir siyasi mobilizasyonun yaşandığı bir dönemdi. Dünya genelinde yükselen devrimci dalga, Vietnam Savaşı’ndan Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada gençleri etkiliyordu. Türkiye’deki gençler de bu atmosferin bir parçasıydı. Üniversiteler sadece eğitim kurumları değil, aynı zamanda ideolojik mücadele alanlarıydı. Genç olmak, neredeyse otomatik olarak bir taraf seçmek anlamına geliyordu.
Bugünün gençliği ise bambaşka bir dünyada yaşıyor. Küreselleşme, dijitalleşme ve bireyselleşme, toplumsal dinamikleri kökten değiştirdi. Artık ideolojiler eskisi kadar keskin değil; kimlikler daha akışkan, mücadele biçimleri daha dağınık.
Gençler, sokak yerine ekran başında seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu durum, onların duyarsız olduğu anlamına gelmez; sadece yöntemlerin değiştiğini gösterir.
Öte yandan risk algısı da farklılaştı. Geçmişin gençleri, hayatlarını ortaya koymayı göze alabilecek bir ideolojik kesinlik içinde hareket ediyordu. Bugünün gençliği ise daha temkinli. İşsizlik, gelecek kaygısı ve ekonomik belirsizlikler, radikal adımların önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Bir başka deyişle, gençler cesaretsiz değil; daha hesaplı.
Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta da şu: Tarih, her dönemde “simgesel figürler” yaratmaz. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, sadece kendi kişisel özellikleriyle değil, içinde bulundukları tarihsel koşullarla anlam kazandı. O koşullar olmadan, benzer figürlerin ortaya çıkmasını beklemek gerçekçi değildir.
Belki de asıl soruyu şöyle sormak gerekir.
Bugünün gençleri, kendi çağlarının Deniz Gezmiş’leri olabilir mi? Cevap büyük ihtimalle evet ama farklı biçimlerde. Bugün bir genç, bir hashtag ile milyonlara ulaşabiliyor, bir video ile gündem yaratabiliyor, bir kampanya ile somut değişimler sağlayabiliyor. Bu da bir mücadele biçimidir.
Sonuç olarak mesele, “neden eskisi gibi değiller?” sorusundan çok, “bugün nasıl bir gençlik var?” sorusunu anlamaya çalışmaktır.
Çünkü her kuşak, kendi zamanının imkanları ve sınırları içinde şekillenir. Ve belki de bugünün gençleri, sessiz ama derin bir dönüşümün aktörleridir, sadece henüz alışık olduğumuz kahramanlık kalıplarına uymadıkları için fark edilmiyorlardır.










