1 Mayıs… Takvimde bir gün değil, vicdanın sınandığı bir eşiktir. Bugün, sadece bayram değil; aynı zamanda bir hesap günüdür. Kim emeğin yanında durdu, kim sırtını döndü, kim görmezden geldi, hepsi bu günün aynasında ortaya çıkar.
Çünkü bu ülkede emek, çoğu zaman kutsanır ama korunmaz. Alın teri övülür ama karşılığı verilmez. Sabahın köründe yollara düşen işçinin, akşam evine nasıl döneceğini hesaplayan emeklinin, geleceğe dair umudu her geçen gün törpülenen gençlerin sesi ne kadar duyuluyor?
Gerçek şu ki; emeğin hakkı teslim edilmeden hiçbir büyüme, hiçbir kalkınma hikâyesi gerçek değildir. Rakamlarla süslenen tablolar, boş tencerelerin sesini bastıramaz. İstatistikler, pazara çıkan vatandaşın cebindeki eksikliği gizleyemez.
1 Mayıs, sadece karanfillerin taşındığı bir gün değildir. Aynı zamanda “artık yeter” diyenlerin günüdür. Adaletsizliğe, güvencesizliğe, eşitsizliğe karşı yükselen bir itirazdır. Ve bu itiraz, ne bastırılabilir ne de ertelenebilir.
Bugün emeğin sesi yükseliyorsa, bilinmelidir ki bu bir tesadüf değil, bir zorunluluktur. Çünkü insanlar artık sadece yaşamak değil, insanca yaşamak istiyor. Bu talep siyasetin üstünde değil; tam merkezindedir. Görmezden gelenler içinse bu ses, yarının en büyük gerçeği olacaktır.
Emeğin değersizleştiği bir yerde adalet susar. Adalet sustuğunda ise toplum nefessiz kalır.
Bu yüzden 1 Mayıs, sadece bir bayram değil; bir uyarıdır.
Duyanlara…










