Siyasetin gerçek nabzı bazen anketlerde değil, meydanlarda atar.
Bir liderin konuşmasından çok, vatandaşın gösterdiği ilgi ve kurduğu temas geleceğe dair işaretler verir. Son günlerde Karadeniz ve İç Anadolu hattında yaşanan buluşmalar da tam olarak böyle bir tablo ortaya koyuyor.
Trabzon'dan Gümüşhane'ye, Tokat'tan Amasya'ya uzanan ziyaretlerde görülen manzara, yalnızca bir siyasi partinin saha çalışması olarak okunamaz. Köylerde, beldelerde ve il merkezlerinde vatandaşların gösterdiği yakınlık, Türkiye'nin değişim ve umut arayışının sahadaki yansımasıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'in, “Köy köy, belde belde yaktığımız çoban ateşinin Anadolu'nun dört bir yanında gür bir aleve dönüştüğünü görüyoruz” sözleri de bu tabloyu özetliyor.
Çünkü siyaset, halkla arasındaki mesafeyi azalttığı ölçüde güç kazanır. Vatandaşın kapısını çalan, derdini dinleyen ve sorunlarına ortak olmaya çalışan anlayış, toplumda karşılık bulur.
Bugün Türkiye'nin dört bir yanında hissedilen şey yalnızca ekonomik sıkıntılar ya da gündelik sorunlar değildir. Aynı zamanda adalet, demokrasi, eşitlik ve gelecek umuduna duyulan özlemdir. İnsanlar seslerinin duyulmasını, taleplerinin dikkate alınmasını ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olmayı istemektedir.
Bu nedenle siyasetin yönünü belirleyen pusula ne dar hesaplar ne de geçici gündemlerdir. Asıl pusula millettir. Milletin beklentileri, milletin talepleri ve milletin iradesidir.
Özgür Özel'in "Mücadelemizin parolası yürüyüştür. Pusulası millettir. Hedefi 86 milyona doğrudur" sözleri de tam bu anlayışın ifadesidir.
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı, toplumun bir kesimini değil tamamını kucaklayan bir siyaset dilidir. Ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil ortaklaştıran bir yaklaşım ancak milletin desteğiyle karşılık bulabilir.
Tarih boyunca bu ülkenin en büyük dönüşümleri, saraylarda ya da kapalı kapılar ardında değil, halkın iradesiyle gerçekleşmiştir. Bugün de değişimin kaynağı yine milletin kendisidir. Meydanlarda yükselen ses, vatandaşın umutlarını ve beklentilerini taşımaktadır.
Bu yüzden yürüyüşün sahibi yalnızca bir siyasi hareket değildir.
Bu yürüyüşün sahibi, daha güçlü bir demokrasi, daha adil bir düzen ve daha umutlu bir gelecek isteyen milyonlardır.
Son sözü yine millet söyleyecektir.
Çünkü bu yürüyüşü millet başlattı.
Ve tamamlayacak olan da millettir.
Biz de bütün samimiyetimizle, bütün inancımızla ve bütün kararlılığımızla kendimizi millete emanet ediyoruz.










