Türkiye’nin çok partili demokrasi tarihinin en köklü siyasi kurumu olan Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir parti değildir; aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu hafızasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “iki büyük eserimden biri” dediği bu yapı, yüz yılı aşkın tarihinde sayısız fırtınadan geçti. Darbeler gördü, kapatıldı, baskılar yaşadı; fakat hiçbir zaman yönünü iktidarların çizdiği rotalara teslim etmedi.
Bugün yaşanan tartışmalar da bu tarihsel çerçevede değerlendirilmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceği, dış müdahalelerle, siyasi mühendislik hesaplarıyla ya da yargı eliyle şekillendirilmeye çalışılan senaryolarla belirlenemez. Çünkü CHP’nin gerçek sahibi ne ekranlarda ahkâm kesenlerdir ne de siyasal operasyon planlayan odaklar… CHP’nin gerçek sahibi örgütüdür; delegesidir, üyesidir, halktır.
Tam da bu nedenle, partinin önünü açacak en meşru ve en güçlü yol, tartışmaları büyütmek değil; örgütün sözünü söylemesine imkân tanımaktır. Olağanüstü kurultay, yalnızca bir teknik süreç değil, aynı zamanda demokratik meşruiyetin yeniden tahkim edilmesidir. CHP’nin gücü kişisel kamplaşmalardan değil, ortak akıldan gelir.
Bu noktada
Özgür Özel’in ortaya koyduğu mücadeleyi de hakkaniyetle değerlendirmek gerekir. Türkiye’de muhalefetin ağır baskı altında olduğu, belediyelere ve seçilmiş isimlere yönelik siyasi operasyon tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, partiyi bir arada tutmak ve iktidara karşı mücadele çizgisini korumak kolay değildir. Liderlik bazen yalnızca kürsüde konuşmak değil; fırtınanın ortasında gemiyi dağılmadan limana taşımaktır.
Unutulmamalıdır ki CHP içerisindeki her tartışmanın nihai hakemi yine CHP’nin kendi demokratik mekanizmalarıdır. Kararı mahkeme salonları değil, kurultay salonları verir. Çünkü bu partinin genlerinde vesayete boyun eğmek değil, millet iradesine yaslanmak vardır.
Ve görünen o ki halkın asıl gündemi de parti içi polemiklerden çok daha büyüktür: hayat pahalılığı, adalet arayışı, gençlerin umutsuzluğu ve ekonomik darboğaz… Muhalefetin görevi kendi içine kapanmak değil, toplumun değişim beklentisini büyütmektir.
Son söz şu olmalı: CHP’yi bölme hayali kuranlar, tarih boyunca hep aynı yanılgıya düştü. Bu parti, krizlerden parçalanarak değil; silkelenerek çıktı. Eğer demokrasiye inananlar ortak zeminde buluşursa, karanlık değil umut kazanır. Ve günü geldiğinde son sözü yine millet söyler.










