Türkiye'nin içinden geçtiği dönemi doğru okumak zorundayız.
Ekonomi alarm veriyor. Gençler gelecek kaygısıyla yaşıyor. Emekli geçinemiyor. Üretici ayakta kalma mücadelesi veriyor. Devlet kurumlarına duyulan güven her geçen gün biraz daha aşınıyor. Böylesi bir tabloda milletin önüne güçlü bir iktidar alternatifi çıkması ise kaçınılmaz hale geliyor.
İşte tam bu noktada CHP'nin son dönemde yakaladığı yükseliş dikkat çekiyor.
Yerel seçimlerde ortaya çıkan tablo, uzun yıllardır ilk kez siyasi dengelerin değişebileceğini gösterdi. İktidarın yıllardır kurduğu siyasi üstünlük ciddi biçimde sarsıldı. Vatandaş değişim talebini açık biçimde ortaya koydu.
Peki ardından ne oldu?
Tam da CHP'nin iktidar alternatifi olarak güç kazanmaya başladığı bir dönemde parti içi tartışmaların yeniden alevlendiğini gördük.
Elbette demokrasilerde eleştiri olacaktır. Fikir ayrılıkları olacaktır. Ancak eleştiri başka şeydir, siyasi mücadeleyi içeriden zayıflatmak başka şeydir.
Türkiye siyasi tarihine bakıldığında benzer örnekler çoktur. Cumhuriyetin temel değerlerini savunan kurumlar güç kazandığında karşılarında yalnızca açık rakiplerini değil, içeriden ve dışarıdan farklı odakları da bulmuşlardır. Çünkü güçlü bir CHP, yalnızca bir partinin yükselişi anlamına gelmez. Güçlü bir CHP; laik Cumhuriyetin, sosyal devlet anlayışının ve ulusal egemenlik ilkesinin yeniden siyasal ağırlık kazanması demektir.
Bugün bazı çevrelerin asıl rahatsızlığı da budur.
Milletin gözünden kaçmayan bir başka gerçek daha var. Yıllarca seçim başarısızlıklarını açıklayamayanlar, partiyi iktidar hedefinden uzaklaştıranlar ve her yenilgiden sonra sorumluluğu başkalarına yükleyenler, bugün yeniden siyaset sahnesinde belirleyici olmaya çalışıyor.
Ancak seçmen artık eski tartışmalardan bıkmıştır.
Vatandaşın gündeminde geçim sıkıntısı vardır. İşsizlik vardır. Adalet beklentisi vardır. Çiftçinin, emeklinin, öğrencinin derdi vardır. CHP'nin görevi de enerjisini geçmiş hesaplaşmalara değil, bu sorunların çözümüne yöneltmektir.
Türkiye'nin ikinci yüzyılında Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkan, üretimi esas alan, hukukun üstünlüğünü savunan ve devlet kurumlarını yeniden güçlendirmeyi hedefleyen bir siyasal anlayışa ihtiyaç vardır.
Bu nedenle CHP'nin önündeki görev açıktır:
Kısır çekişmeleri geride bırakmak.
Kişisel hesapları bir kenara bırakmak.
Milletin verdiği değişim mesajını doğru okumak.
Çünkü tarih bazen siyasi partilerin önüne bir fırsat çıkarır.
O fırsat değerlendirilirse yeni bir dönem başlar.
Harcanırsa, bedelini yalnızca partiler değil, ülke öder.










