Siyaset, sadece seçim sandığında şekillenen bir alan değildir; aynı zamanda meydanlarda, hafızalarda ve toplumsal reflekslerde kendini yeniden üretir. Saraçhane’de bir yıl sonra yeniden kurulan kürsü, yalnızca bir mitingin değil, aynı zamanda bir hatırlamanın, bir itirazın ve bir irade beyanının sahnesiydi.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanma sürecinin birinci yıl dönümünde düzenlenen bu buluşma, Türkiye siyasetinde uzun süre etkisi hissedilecek bir tablo ortaya koydu. On binlerin katılımıyla gerçekleşen miting, sadece bir destek gösterisi değil; aynı zamanda bir siyasi mesajdı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kürsüden yaptığı konuşma ise bu mesajın çerçevesini netleştirdi. “Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez, biz bitti demeden bitmez” sözleri, yalnızca anlık bir slogan değil; Türkiye’de uzun süredir devam eden bir tartışmanın özeti gibiydi. Bu sözler, halkın iradesinin siyasal süreçlerdeki belirleyici rolüne güçlü bir vurgu taşıyordu.
Saraçhane’de toplanan kalabalık, aslında tek bir isme indirgenemeyecek bir duruş sergiledi. Ancak Ekrem İmamoğlu’nun şahsında somutlaşan bu süreç, seçilmişlerin yargı süreçleriyle karşı karşıya kalmasının toplum nezdinde nasıl algılandığını da gözler önüne serdi. Bu durum, hukuki boyutunun ötesinde, siyasi ve toplumsal bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Meydanlardan yükselen ses, çoğu zaman sadece bugüne değil, geleceğe de hitap eder. Bu açıdan bakıldığında Saraçhane’deki buluşma, bir hatırlatma olduğu kadar bir işaret fişeğiydi. Toplumun belirli kesimleri, kendilerini doğrudan ilgilendiren meselelerde söz söyleme iradesini açıkça ortaya koydu.
Elbette bu tür mitinglerin Türkiye’deki kutuplaşmayı artırdığı yönünde eleştiriler de var. Ancak göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek bulunuyor: Demokrasi, yalnızca seçim günlerinde değil, kamusal alanda ifade edilen taleplerle de şekillenir. Sessizlik her zaman uzlaşma anlamına gelmediği gibi, meydanlar da her zaman ayrışmanın adresi değildir.
Sonuç olarak, Saraçhane’de bir yıl sonra yeniden kurulan sahne, hem Ekrem İmamoğlu’nun etrafında şekillenen sürecin hem de Özgür Özel’in liderliğinde verilen siyasi mesajın bir yansımasıydı. Türkiye’de siyaset, yalnızca kurumlar içinde değil, toplumun hafızasında ve meydanlarda da yazılmaya devam ediyor. Ve görünen o ki, bu hikâyede son sözü söyleme iddiası hâlâ güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor.










