Türkiye’de özellikle son yıllarda birçok emekli, ekonomik koşullar nedeniyle ciddi bir geçim sıkıntısı yaşadığını dile getiriyor. Bu nedenle eleştiriler çoğu zaman doğrudan Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hükümetine yöneliyor.
Türkiye’nin sokaklarında, pazarlarında ve emekli kahvelerinde yükselen bir ses var. Bu ses artık bir şikâyet değil; bir isyanın, bir kırgınlığın, bir çaresizliğin sesi. Çünkü yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, vergisini ödemiş, emeğini vermiş milyonlarca insan bugün hayatının en zor günlerini yaşıyor.
Ama ne yazık ki bu çığlık Ankara’nın duvarlarına çarpıp geri dönüyor.
Ve iktidardaki hükümeti, emeklilerin yaşadığı dramı gerçekten görüyor mu? Yoksa görmek istemiyor mu? Asıl soru artık bu. Çünkü pazara çıkan bir emekli, elindeki üç beş kuruşla fileyi dolduramadığını her gün yaşayarak görüyor. Bir kilo et artık lüks, hatta çoğu için hayal.
Bir emekli düşünün…
Otuz yıl, kırk yıl çalışmış. Fabrikada, tarlada, atölyede, memuriyet masasında ülkenin yükünü taşımış. Bugün eline geçen maaşla kira mı ödesin, ilaç mı alsın, torununa harçlık mı versin?
Siyasetin kürsülerinde “sabır” telkin edilirken, emeklilerin sabredecek gücü kalmadı. Çünkü sabır karın doyurmuyor. Sabır faturayı ödemiyor. Sabır mutfaktaki boş tencereyi doldurmuyor.
Emekliler artık şunu soruyor:
“Bu ülkeyi biz çalışarak ayakta tuttuk. Peki bugün neden sadece hayatta kalma mücadelesi veriyoruz?”
Üstelik sorun sadece para da değil. Sorun, görülmemek… duyulmamak… yok sayılmak.
Emekli artık sadece yoksul değil; aynı zamanda kırgın. Çünkü kendisini yönetenlerin, onun gerçeğini anlamadığını düşünüyor. Pazarın gerçek fiyatlarını bilmeyen, mutfaktaki yangını görmeyen bir siyaset anlayışı, toplumla arasına görünmez bir duvar örer.
Bugün Türkiye’de emeklilerin isyanı sadece ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir çağrıdır.
“Bizi görün, bizi duyun” diyen milyonların çağrısıdır.,
Ve tarih bize şunu gösterir:
Halkın sessizliği uzun sürmez. Gün gelir, o sessizlik sandıkta konuşur.
Emeklinin sabrı tükenirse, siyasetin de dengesi değişir. Çünkü bu ülkede emekliler sadece bir sosyal grup değil; aynı zamanda büyük bir seçmen gücüdür.
İktidar için belki rakamlar, tablolar ve ekonomik programlar konuşuyor olabilir. Ama sokakta konuşan başka bir gerçek var:
Boş pazar filesi…
Ödenemeyen faturalar…
Ve her geçen gün büyüyen bir kırgınlık.
Türkiye’nin emeklileri artık sadaka değil, hak istiyor.
Ve hak, eninde sonunda sahibini bulur.










