Cumhuriyet Halk Partisi’ne Sakarya'da hizmet etmiş bir üyenin ihraç edildiğini öğrendim.
Genç kardeşimiz Yiğit Sağlam’ın, kendi gibi genç biri olan Fatma Yıldız'ın Saadet Partisi Sarıoğlan ( Kayseri-Sarıoğlan) belediye başkan adayı olması ve başarı dilemesi nedeniyle ihraç edildiği ifade edilmektedir.
Siyasette sadakat önemlidir. Hele ki seçim dönemlerinde, partiler kendi saflarını sıklaştırır, mesaj birliğini korumaya çalışır. Ancak bazen bir çizgi vardır ki; disiplin ile tahammülsüzlük arasındaki o ince sınırı görünür kılar.
Yıllarını Cumhuriyet Halk Partisi’ne vermiş, gençliğinden bu yana aynı çatı altında siyaset yapmış bir ismin, farklı bir partiden belediye başkan adayı olan bir tanıdığına “başarı” dilemesi nedeniyle ihraç edildiği ifade ediliyor.
Sormak gerekiyor:
Bir insana başarı dilemek ne zamandan beri siyasi ihanet sayılıyor?
Elbette partiler disiplinsiz ayakta kalamaz. Kurumsal kimlik, ortak duruş ve seçim stratejisi ciddiyet ister. Rakip parti adayına açık destek vermek ile yalnızca nezaket göstermek arasında ise ciddi bir fark vardır. Eğer ortada aktif bir kampanya desteği, örgütsel sabotaj ya da açık bir saf değiştirme hali yoksa, “başarı dilemek” fiilinin ihraçla cezalandırılması ölçülülük ilkesini tartışmaya açar.
CHP, tarihsel olarak farklı görüşlerin bir arada bulunabildiği bir siyasi gelenekle anılır. Parti içi demokrasi, eleştiri kültürü ve çoğulculuk söylemi bu geleneğin önemli parçalarıdır. Böyle bir yapıda, yıllarca emek vermiş bir ismin tek bir sosyal medya mesajı ya da kişisel temennisi üzerinden tasfiye edilmesi, tabanda şu soruyu doğurur:
“Bu karar disiplin mi, yoksa güç gösterisi mi?”
Siyaset yalnızca matematik değildir; aynı zamanda duygudur, emektir, hatırdır. Yerel siyasette insanlar aynı mahallede büyür, aynı düğünde yan yana gelir, farklı partilerde olsa da insani ilişkilerini sürdürür. Türkiye’nin siyasal kültürü, siyah-beyaz bir saflaşmadan çok daha karmaşıktır.
İhraç kararı, kısa vadede güçlü bir mesaj verir:
“Parti çizgisinin dışına çıkana tolerans yok.”
Fakat uzun vadede şu risk doğar:
Emek veren kadrolar kendilerini güvende hissetmezse, aidiyet duygusu zedelenir.
Disiplin elbette gereklidir. Ancak demokrasi, ölçülülükle anlam kazanır. Siyaset kurumu, nezaket ile ihanet arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar sertleşirse, asıl kaybeden yalnızca bir isim değil; siyaset kültürünün kendisi olur.
Belki de bugün tartışılması gereken asıl mesele şudur:
Partiler, insanî temaslara alan bırakmadan mı büyür; yoksa farklılıkları tolere edebildikçe mi güçlenir?










