Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan son gelişmeler, parti yönetiminin kendi içinde bile hangi kurallara göre hareket ettiği sorusunu gündeme taşıyor.
Bir tarafta Yargıtay kararları ve üyelik tartışmaları konuşulurken, diğer tarafta CHP Yüksek Disiplin Kurulu'nun aldığı kararlar gündeme geliyor. Özellikle CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın hakkında verilen tedbir kararının kaldırılması, kamuoyunda yeni soruları beraberinde getirdi.
Bir yanda üyelik tartışmaları, disiplin süreçleri ve ihraç talepleri... Diğer yanda ise aynı isimlerin parti adına en üst düzey görevlerde kalmaya devam etmesi...
Vatandaş şimdi haklı olarak soruyor:
"Eğer ortada üyeliği tartışmalı hale gelen bir durum varsa, nasıl oluyor da aynı kişi CHP'nin Grup Başkanvekili olarak görev yapabiliyor?"
CHP Yüksek Disiplin Kurulu'nun aldığı son karar tam da bu çelişkinin merkezinde duruyor. Kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilen isimlerden Gökhan Günaydın hakkındaki tedbir kararı kaldırılıyor. Böylece Günaydın, TBMM'deki Grup Başkanvekilliği görevine kaldığı yerden devam ediyor.
Peki diğer sekiz isim?
Onların itirazları reddediliyor.
Yani aynı süreç içerisinde bulunan isimlerden biri için kapılar açılırken diğerleri için kapılar kapalı tutuluyor.
Bu durumda kamuoyunun aklına şu soru geliyor:
Kararlar hukuka göre mi veriliyor, yoksa siyasi ağırlıklara göre mi?
Türkiye'de yıllardır siyasi partilere yöneltilen en büyük eleştiri; kuralların herkese eşit uygulanmaması olmuştur. CHP ise kendisini sürekli olarak hukuk devleti, adalet ve kurumsallık üzerinden tanımlayan bir partidir.
Ancak bugün yaşanan tablo, CHP'nin kendi içinde bile ciddi bir yönetim krizi yaşadığını gösteriyor.
Çünkü vatandaş açısından mesele teknik hukuk detayları değildir.
Vatandaş sonuçlara bakar.
Bir kişiye yönelik tedbir kaldırılıyorsa ama aynı süreçte bulunan diğer kişiler için devam ediyorsa bunun ikna edici bir açıklaması yapılmak zorundadır.
Aksi halde ortaya çıkan görüntü şudur:
Kurallar kişilere göre değişiyor.
Dahası, parti yönetiminin son dönemde yaşadığı krizler düşünüldüğünde bu kararlar CHP içindeki güç mücadelelerinin yeni bir yansıması olarak da değerlendirilebilir.
Kamuoyu artık hukuki metinlerden çok siyasi samimiyet görmek istiyor.
Çünkü adalet sadece rakiplere karşı savunulacak bir kavram değildir.
Asıl sınav, kendi partinizde yaşanan krizlerde ortaya çıkar.
Bugün CHP yönetiminin vermesi gereken cevap nettir:
Eğer ortada herkes için geçerli bir kural varsa neden aynı dosyadaki isimler hakkında farklı uygulamalar yapılıyor?
Bu sorunun cevabı verilmedikçe, tartışmaların büyümesi ve parti içindeki güven krizinin derinleşmesi kaçınılmaz olacaktır.
Demokrasilerde en büyük sorun hata yapmak değildir.
En büyük sorun, yapılan hataları açıklayamamaktır.











