Ankara’da yürümek yasak,
yan yana durmak yasak,
bir işçinin
“hakkımı isterim” demesi yasak!
Bir meydan düşün,
taşları sessiz,
duvarları yüksek,
kapıları demirden...
Ama yerin altında
kömür karası eller var,
ekmek kokan eller,
alın teriyle yoğrulmuş
koca bir hayat var.
Doksan derece sıcakta
madenin karanlığına inerken
kimse sormadı onlara
“Üşüyor musun?” diye.
Şimdi Ankara’nın ayazında
ayağa kalkınca
birdenbire
yasaklar çoğaldı.
On beş gün dediler,
on beş gün susun!
On beş gün
konuşmayın,
yürümeyin,
toplanmayın,
hakkınızı aramayın!
Ama bilmezler ki
madencinin susması
kömürün susmasına benzemez.
Kömür susar,
yer altında yanar.
İnsan susarsa
içinde biriken söz
gün gelir
taşar!
Seksen işçiyi aldılar
sokaklardan...
Seksen insan,
seksen alın teri,
seksen ekmek kavgası,
seksen yürek
bir polis aracına sığdırılmak istendi.
Ama sığmadı!
Çünkü bir işçinin yüreği
tek başına bir meydandır.
Bir madencinin yumruğu
yerin yedi kat altında
yıllardır sıkılıyorsa
öyle kolay açılmaz.
Ve Ankara!
Sen yalnızca
bakanlıkların,
makamların,
duvarların şehri değilsin.
Sen bazen
bir simitçinin sıcak ekmeğisin,
bazen üniversite yolunda
harçlığını sayan öğrencisin,
bazen gece vardiyasından çıkan
yorgun bir işçisin.
Ve bazen
Kızılay’ın ortasında
“HAKKIMIZI İSTİYORUZ!”
diye haykıran
bir madencisin.
Bir yanda
yüksek duvarların gölgesi,
bir yanda
sokağın çıplak gerçeği...
Bir yanda
emri veren kalemler,
öte yanda
o emri bozan
alın terleri.
Saray bir kez yükselsin göğe,
ama halkın sesi
ondan daha yüksektir.
Çünkü tarih
duvarları değil,
direnenleri yazar.
Bugün
Ankara’da yürümek yasak olabilir.
Ama insanın içinde
yürüyen bir yol vardır.
Kapatamazsınız!
Bir madencinin
karanlıktan ışığa çıkışı gibi
büyür o yol.
Bir annenin
“oğlum dönecek mi?”
diye bekleyişi gibi...
Bir çocuğun
babasının eline sarılışı gibi...
Bir işçinin
cebinde taşıdığı
son ekmek parası gibi
gerçektir.
Ve unutmayın:
Meydanları boşaltabilirsiniz,
sokakları kapatabilirsiniz,
otobüsleri çevirebilirsiniz,
insanları gözaltına alabilirsiniz.
Ama
HAKKIN SESİNİ
GÖZALTINA ALAMAZSINIZ!
Çünkü emek konuşunca
duvarlar çatlar.
Çünkü işçi ayağa kalkınca
kaldırımlar titrer.
Çünkü madenci yürüyünce
Ankara’nın taşına
yerin altındaki
binlerce yüreğin sesi vurur.
Bugün seksen kişi susturulabilir.
Yarın
seksen bin kişi konuşur.
Bugün bir yürüyüş engellenebilir.
Yarın
bütün ülke yürür.
Ve o gün
yasakların değil,
emeğin günü olur.
İşte o gün
Ankara’da yürümek
yeniden serbest olur.
Ama bu kez
başımız önde değil,
alnımız açık,
yumruğumuz sıkılı,
ekmeğimiz elimizde,
umudumuz yanımızda
yürürüz.
Ve yürürüz kardeşim,
öyle bir yürürüz ki
yer altında kalan
bütün sesler
gökyüzüne çıkar.
Öyle bir yürürüz ki
Ankara
Ankara olmaktan çıkar,
hakkını arayan
koca bir halkın
yüreği olur.
Hikmet Metin Çavdar












