Bir zamanlar susturduk sandılar bizi.
Meydanları demirle çevirdiler,
ekmeği küçülttüler,
çocukların düşlerini karneye bağladılar.
Ama unuttular...
Toprak,
üzerine ne kadar beton dökersen dök,
bir gün mutlaka yarılır.
Ve o yarıktan
bir başak çıkar,
bir çocuk çıkar,
bir isyan çıkar.
Ey karanlığın efendileri!
Sizin saltanatınız
camdan kuleler kadar kırılgandır.
Çünkü hiçbir saray,
bir madencinin kararmış yüzünden daha ağır değildir.
Hiçbir makam,
bir annenin boş tenceresinden daha büyük değildir.
Hiçbir koltuk,
alın terinin hesabını sonsuza dek erteleyemez.
Bakın...
Fabrikalarda sirenler yalnız mesaiye çalmıyor artık.
Tarlalarda yalnız rüzgâr esmiyor.
Üniversite avlularında,
limanlarda, sokaklarda, meydanlarda
aynı yürek atıyor.
Bir halk uyanıyor!
Çünkü açlık kader değildir.
Yoksulluk alın yazısı değildir.
Korku, insanın fıtratı değildir.
Bunların hepsi,
bir avuç ayrıcalığın
milyonlara ödettiği ağır bir faturadır.
Ama artık...
Defter yeniden açılıyor.
Nasırlı eller
tarihin sayfalarını çeviriyor.
Ter kokan gömlekler
bayrak gibi dalgalanıyor rüzgârda.
Ve umut,
artık şiirin içinde değil;
yürüyen insanların ayak sesinde büyüyor.
Ey kardeşim!
Başını kaldır!
Gökyüzü hiçbir zaman
yalnız kartallara ait olmadı.
Irmaklar hiçbir zaman
yalnız saray bahçelerine akmadı.
Güneş hiçbir zaman
yalnız güçlülerin penceresinden doğmadı.
Bu ülke...
Maden ocağında ömrünü tüketen işçinindir.
Toprağına alın terini eken köylünündür.
Tezgâh başında direnen emekçinindir.
Bilgiyi karanlığa karşı meşale yapan öğretmenin,
geleceğini isteyen gencin,
eşitlik için yürüyen kadının,
yarınlara inanan çocuğundur.
Ve gün gelecek...
Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.
Hiçbir genç umudunu bavullara sığdırmayacak.
Hiçbir emekçi, emeğini dilenmeyecek.
Hiçbir anne, yoksulluğu kader diye anlatmayacak.
Çünkü tarih,
yalnız hükümdarların değil,
ayağa kalkan halkların kitabıdır.
Ve biz...
Bir kez değil,
bin kez düşsek de
bin birinci kez ayağa kalkmasını bilenleriz.
Sesimiz,
dağlardan büyük olacak.
Yürüyüşümüz,
nehirler gibi denize varacak.
Ve o gün,
yalnız bir iktidar değil,
korku da yenilecek.
Çünkü halk,
bir kez yürümeye başladı mı,
artık hiçbir duvar
onu durduramaz.
Hikmet Metin Çavdar(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Meydanları demirle çevirdiler,
ekmeği küçülttüler,
çocukların düşlerini karneye bağladılar.
Ama unuttular...
Toprak,
üzerine ne kadar beton dökersen dök,
bir gün mutlaka yarılır.
Ve o yarıktan
bir başak çıkar,
bir çocuk çıkar,
bir isyan çıkar.
Ey karanlığın efendileri!
Sizin saltanatınız
camdan kuleler kadar kırılgandır.
Çünkü hiçbir saray,
bir madencinin kararmış yüzünden daha ağır değildir.
Hiçbir makam,
bir annenin boş tenceresinden daha büyük değildir.
Hiçbir koltuk,
alın terinin hesabını sonsuza dek erteleyemez.
Bakın...
Fabrikalarda sirenler yalnız mesaiye çalmıyor artık.
Tarlalarda yalnız rüzgâr esmiyor.
Üniversite avlularında,
limanlarda, sokaklarda, meydanlarda
aynı yürek atıyor.
Bir halk uyanıyor!
Çünkü açlık kader değildir.
Yoksulluk alın yazısı değildir.
Korku, insanın fıtratı değildir.
Bunların hepsi,
bir avuç ayrıcalığın
milyonlara ödettiği ağır bir faturadır.
Ama artık...
Defter yeniden açılıyor.
Nasırlı eller
tarihin sayfalarını çeviriyor.
Ter kokan gömlekler
bayrak gibi dalgalanıyor rüzgârda.
Ve umut,
artık şiirin içinde değil;
yürüyen insanların ayak sesinde büyüyor.
Ey kardeşim!
Başını kaldır!
Gökyüzü hiçbir zaman
yalnız kartallara ait olmadı.
Irmaklar hiçbir zaman
yalnız saray bahçelerine akmadı.
Güneş hiçbir zaman
yalnız güçlülerin penceresinden doğmadı.
Bu ülke...
Maden ocağında ömrünü tüketen işçinindir.
Toprağına alın terini eken köylünündür.
Tezgâh başında direnen emekçinindir.
Bilgiyi karanlığa karşı meşale yapan öğretmenin,
geleceğini isteyen gencin,
eşitlik için yürüyen kadının,
yarınlara inanan çocuğundur.
Ve gün gelecek...
Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.
Hiçbir genç umudunu bavullara sığdırmayacak.
Hiçbir emekçi, emeğini dilenmeyecek.
Hiçbir anne, yoksulluğu kader diye anlatmayacak.
Çünkü tarih,
yalnız hükümdarların değil,
ayağa kalkan halkların kitabıdır.
Ve biz...
Bir kez değil,
bin kez düşsek de
bin birinci kez ayağa kalkmasını bilenleriz.
Sesimiz,
dağlardan büyük olacak.
Yürüyüşümüz,
nehirler gibi denize varacak.
Ve o gün,
yalnız bir iktidar değil,
korku da yenilecek.
Çünkü halk,
bir kez yürümeye başladı mı,
artık hiçbir duvar
onu durduramaz.
Hikmet Metin Çavdar(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.





