Sen gittin…
Bir insan gitmedi yalnız.
Bir evin ışığı söndü,
bir pencerenin önünden
bir bekleyiş çekildi.
Ama dünya durmadı.
Sabah yine doğdu
tarlaların üzerine,
işçiler yine indi
fabrikaların karanlık kapılarına,
anneler yine çocuklarının elinden tuttu
dar sokaklarda.
Çünkü hayat,
bir kişinin gidişiyle bitmeyecek kadar büyük,
bir sevdanın acısıyla
unutulmayacak kadar derindir.
Ben seni kaybettiğim gece
anladım:
İnsan bazen birini değil,
bir dünyayı uğurlar.
Birlikte kurduğumuz düşleri,
yarına sakladığımız umutları,
bir akşamüstü söylediğimiz
küçük ama büyük sözleri…
Hepsini aldın gittin.
Ama bir şeyi götüremedin:
İçimdeki direnci.
Çünkü ben
bu toprağın çocuğuyum.
Yağmur altında bekleyen çiftçinin,
gün doğmadan yola çıkan işçinin,
evladının geleceği için
kendi ömründen veren annenin
hikâyesini bilirim.
Bilirim ki
her yara kapanmaz belki,
ama her yara
bir insana yürümeyi öğretir.
Sen gittin…
Ben bir başıma kalmadım.
Çünkü arkamda
bu memleketin susmayan sesi vardı.
Dağlarda yankılanan türkü,
sokaklarda büyüyen umut,
ekmeğini bölüşen insanların
sessiz kardeşliği vardı.
Bir sevda kaybettim diye
hayata küsmedim.
Çünkü sevda sadece
iki insanın arasında yanan ateş değildir.
Sevda;
bir işçinin alın terinde,
bir köylünün nasırlı elinde,
bir öğretmenin sınıfa girerken taşıdığı umutta,
bir çocuğun gözlerindeki yarında saklıdır.
Ve ben öğrendim:
İnsan yalnız sevdiği için değil,
inandığı için de yaşar.
gün gelir,
bütün gidenler hatırlanır.
Bütün yaralar konuşur.
Bütün suskunluklar
bir büyük şarkıya dönüşür.
O gün sen de anlayacaksın;
Bazı insanlar kaybedilmez.
Onlar,
insanın içinde bir ülke gibi yaşar.
Ben seni bir fotoğrafın içinde değil,
bir yolun kenarında,
bir türküde,
bir sabah güneşinde aradım.
Çünkü sevdiğim her şey
biraz senden kaldı bana.
Ama artık bil:
Ben bekleyen adam değilim.
Ben yürüyen adamım.
Karanlıktan geçen,
düşe kalka büyüyen,
kendi küllerinden
yeniden doğan adam.
Bana “bitti” dediler.
Güldüm.
Çünkü biten yalnızca
bir hikâyenin sayfasıdır.
İnsan dediğin,
her sabah yeniden yazılır.
Bir annenin duasıyla,
bir emekçinin sabrıyla,
bir halkın umuduyla…
Ve ben şimdi
yürüyorum.
Ayağımda eski yolların tozu,
yüreğimde eski sevdaların izi,
gözlerimde yarının ışığı.
Sen gittin…
Ama bende kalanlar
bir ordu kadar kalabalık.
Bir çocuk gülüşü kadar temiz,
bir dağ kadar sağlam,
bir halk kadar büyük.
Biliyorum:
Hayat bize her zaman
kazandığımızı vermez.
Bazen elimizden alır,
bazen eksiltir,
bazen yaralar.
Ama insanın en büyük zaferi şudur:
Yıkıldığı yerden kalkabilmek.
Ve bir gün,
bu uzun yolun sonunda,
geriye dönüp baktığımda
diyeceğim ki:
Ben bir sevdayı kaybettim belki,
ama insanlığımı kaybetmedim.
Bir kişiyi uğurladım belki,
ama umudu uğurlamadım.
Çünkü memleket dediğin
yalnız toprak değildir.
Memleket;
sevdiğin insanların yüzü,
emek veren ellerin sıcaklığı,
yarına inanan kalplerin sesidir.
Ve sevda dediğin…
Bazen kavuşmak değil,
Bütün ayrılıklara rağmen
insan kalabilmektir.
Hikmet Metin Çavdar
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.












