Akşamüstü eve geldiğimde hava hâlâ aydınlıktı. Montumu sandalyenin üzerine bıraktım, mutfağa geçip kendime kahve yaptım. Fincanı alıp pencerenin önündeki sandalyeye oturdum. Telefonum masadaydı. Ekranı birkaç kez açıp kapattım. Sonra yine açtım. Adını yazmak için arama bölümüne girdim. Birkaç harf yazdım, durdum. Parmaklarım klavyenin üzerinde kaldı. Sonra hepsini sildim ve telefonu masaya bıraktım.
Kahvemden bir yudum aldım. Soğumaya başladığını fark ettim. O sırada aklıma sen geldin. Nedenini bilmiyorum. Belki gün içinde bir şey hatırlatmıştı seni. Belki de hiçbir sebep yoktu. Bazen böyle oluyordu.
Aynı şehirde yaşıyoruz. Bunu düşündükçe biraz garip geliyor bana. Belki aynı caddelerden geçiyoruz. Aynı ışıklarda bekliyoruz. Aynı yağmura yakalanıyoruz. Sen başka bir yerde gününü geçirirken ben başka bir yerde oturup seni düşünüyorum.
Geçen hafta Sapanca Gölü'ne gitmiştim. Hava kapalıydı. Gölün üzerinde hafif bir sis vardı. Kenarda birkaç kişi yürüyordu. Bir adam küçük oğluyla taş sektiriyordu. Çocuk her taşta kaç kere sektiğini sayıyordu. Ben biraz ilerideki banka oturdum. Karşı kıyıya baktım.
Telefonumu cebimden çıkardım. Bir an seni aramak geldi içimden. Sonra vazgeçtim. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Belki “Nasılsın?” diyecektim. Sonra ne olacaktı? Bu sorunun cevabını bulamadığım için telefonu tekrar cebime koydum.
Gölün üzerinde iki kuş alçaktan uçtu. Onları bir süre izledim. Sonra istemeden gülümsedim. Çünkü aklıma, bir zamanlar söylediğin küçük bir söz geldi. Ne söylediğini tam hatırlamıyorum ama sesin aklımda kaldı.
Bir süre daha oturdum. Hava soğuyunca kalktım. Arabaya giderken bir kez daha karşı kıyıya baktım. “Keşke burada olsaydın,” dedim içimden. Sesli söylemedim. Kimsenin duymasına gerek yoktu.
Birkaç gün sonra akşam yağmura yakalandım. Bir dükkânın önündeki saçak altına sığındım. İnsanlar karşı kaldırıma geçmek için acele ediyordu. Bir kadın çantasını başının üzerine tutmuştu. Küçük bir çocuk su birikintisine basınca annesi elinden çekip onu kaldırdı.
Ben onları seyrederken telefonum çaldı. Bir an heyecanlandım. Ekrana baktım. Sen değildin. Telefonu cebime koydum. Yağmur biraz hafifleyince yürümeye başladım. Ayakkabılarım su almıştı. Eve vardığımda çoraplarım ıslaktı. Ayakkabıları çıkarıp kapının yanına bıraktım. Sonra mutfağa geçtim. Kahve yaptım. Yine pencerenin önüne oturdum. Telefon masanın üzerindeydi. Bu kez elime almadım.
Seni ne zamandır böyle düşündüğümü bilmiyorum. Belki seni tanıdığım günden beri. Bazen “Keşke daha önce karşılaşsaydık,” diye düşünüyorum. Sonra bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini anlıyorum. Çünkü insan geçmişi yeniden kuramıyor. Ben seni ne zaman tanıdıysam, benim için başlangıç orası.
Bir fotoğrafımız bile yok. Geçenlerde telefondaki eski fotoğraflara bakarken fark ettim bunu. Yollar var. Arkadaşlar var. Kalabalıklar var. Sapanca Gölü'nün fotoğrafları var. Ama sen yoksun. Aynı şehirde yaşayıp da bir tane bile aynı kareye girmemişiz. Bunu düşününce tuhaf oldum. Telefonu kapattım. Kahvemi elime aldım. Soğumuştu.
O gece biraz yürümek için dışarı çıktım. Nereye gittiğimi düşünmeden yürüdüm. Dükkânların ışıkları kaldırıma vuruyordu. Bir fırından ekmek kokusu geliyordu. Birkaç genç yolun kenarında konuşuyordu. Bir kafeden şarkı sesi geldi. Adımlarımı yavaşlattım. Şarkının sözlerini tam duyamadım. Ama nedense seni hatırladım.
Bir süre öylece yürüdüm. Seni aramadım. Mesaj da yazmadım. İçimden geldiği gibi seni düşündüm, sonra sustum. Eve dönerken bile aklımdaydın.
Sonra yine gölün kenarına gittim. Bu kez hava açıktı. Karşı kıyıdaki ışıklar suyun üzerinde uzayıp gidiyordu. Banklardan birine oturdum. Yanımda kahve vardı. Bir süre göle baktım.
Sonra telefonumu çıkardım. Ekrana baktım. Adını yazmadım. Telefonu tekrar cebime koydum. İçimden bir şey söylemek geldi. Belki de o gece bir şey söylemem gerekmiyordu. Zaten söyleyeceklerimin çoğunu kendi kendime defalarca söylemiştim.
Bir süre daha oturdum. Sonra kalktım. Arabaya yürüdüm. Eve döndüğümde saat ilerlemişti. Kahvemi yaptım. Pencerenin önüne geçtim. Şehir sessizleşiyordu.
Aynı şehirdeydik. Sen bir yerde uyuyor olabilirdin. Ben başka bir yerde seni düşünüyordum. Sonra ışığı kapattım. Telefonumu masanın üzerine bıraktım. Bu kez ekranı açmadım.
Sabah olduğunda yine aynı şehirde uyanacaktık. Sen kendi hayatına devam edecektin. Ben de kendi hayatıma. Ben bunu kimseye anlatmadım.
Hikmet Metin Çavdar












