Kardeşlerim!Ben yaş aldım...Yetmişe dayandı yaşım,
ama sakın sanmayın
içimdeki kavga bitti.Saçlarım ağardı diye
gökyüzünün rengini unutmadım.Dizlerim eskidi diye
yolun nereye çıktığını
şaşırmadım.Ellerim titriyor belki,
ama hâlâ
haksızlığın yakasına yapışacak
kadar öfkeliyim.Çünkü ben
bir zamanlar gençtim kardeşlerim.Ve gençliğim
salonlarda kravat düzelterek geçmedi.Benim gençliğim
fabrika düdüklerinin altında büyüdü.Benim gençliğim
grev çadırlarının soğuğunda
ekmek kokusuna karıştı.Benim gençliğim
işçinin nasırlı avucunda,
köylünün çatlamış toprağında,
esnafın siftahsız kepenginde,
emeklinin boş cüzdanında
kendine bir hayat aradı.Ben
emeğin yanında durdum.Çünkü bilirdim:Bir işçinin alnındaki ter
bir patronun kasasından
daha değerlidir.Bir köylünün tırnağının arasındaki toprak
bir holdingin gökdeleninden
daha gerçektir.Bir annenin
çocuğuna böldüğü son ekmek
bütün nutuklardan
daha büyük bir insanlık dersidir.Ben bunu öğrendim.Kitaptan değil yalnızca...Hayattan!Sokaktan!Fabrikadan!Tarladan!Meydanlardan!Ve acıdan!Sonra...12 Eylül geldi.Bir sabah
tankların palet sesiyle uyandık.Memleketin üstüne
kurşundan bir gökyüzü örüldü.Meydanlar sustu.Duvarlar sustu.Sokaklar sustu.Ama en kötüsü,insanların içindeki cesareti
susturmaya çalıştılar.Bir kuşağın
dilini budadılar.Bir kuşağın
hafızasını kırdılar.Bir kuşağın
hayallerine kelepçe vurdular.Kitaplar korktu,
şarkılar sustu,
sloganlar yeraltına indi.Ve biz
gördük kardeşlerim...Demokrasinin
tank paletleri altında
nasıl ezildiğini.Sendikaların
kapısına kilit vurulduğunu.Emekçinin
sesinin boğazından
nasıl söküldüğünü.Bir ülkenin
hafızasına
nasıl korku ekildiğini.Ama bilmiyorlardı:Korkunun toprağına
isyan da ekilir.Ve biz
o isyanın tohumlarını
içimizde taşıdık.Yıllar geçti.Darbenin duvarları yıkıldı belki...Ama bazı duvarlar
insanın içine örüldü.Bazı zincirler
bilekten çıktı,
dile takıldı.Bazı insanlar
özgürlüğü savunurken
koltuklarının rahatını düşünmeye başladı.Ve sendikalar...Ah kardeşlerim,
sendikalar!Bir zamanlar
işçinin yumruğuydu sendika.Bir işçinin hakkı yenildiğinde
bin işçinin ayağa kalktığı yerdi.Grev dediğin
bir kelime değildi yalnızca;ekmeğin onuruydu.Şimdi bakıyorum...Nerede o grev meydanları?Nerede
işçinin hakkı için
gecesini gündüzüne katan
sendikacılar?Nerede
patronun karşısında
“Burada işçi var!”
diye haykıranlar?Kimi sustu.Kimi yoruldu.Kimi makamın gölgesinde
kendine sandalye buldu.Kimi
işçinin sırtından yükselen
koltuğun minderine
başını koydu.Ve işçi
yine yalnız kaldı.Sendikanın tabelası durdu,
işçinin sesi kayboldu.Ne acıdır kardeşlerim!Bir zamanlar
işçinin yumruğu olan eller
şimdi protokol sıralarında
çiçek suluyor.Siyasete gelince...Orası daha da acı.Parmaklar kalkıyor kardeşlerim.Parmaklar iniyor.Kalk!İndir!Kalk!İndir!Sanki ülkenin kaderi
bir sınıf yoklaması.Sanki milyonların açlığı
bir parmak hareketiyle
çözülecek.Oysa dışarıda
pazar filesi küçülüyor.Emeklinin sofrası küçülüyor.İşçinin maaşı küçülüyor.Köylünün tarlası küçülüyor.Esnafın dükkânı küçülüyor.Ama koltuklar büyüyor.Makamlar büyüyor.Protokoller büyüyor.Nutuklar büyüyor.Ve halk...Halk gittikçe küçülen
bir ekmeğin etrafında
hayatını büyütmeye çalışıyor.Ben artık
bu siyasetin
tribününde oturup
alkış tutmak istemiyorum.Çünkü benim derdim
bir partinin tabelası değil kardeşlerim.Benim derdim
insanın onurudur.Benim tarafım
emeğin tarafıdır.Benim bayrağım
alın teridir.Benim sınırım
adalettir.Benim vatanım
işçinin çocuğunun
gelecek korkusu taşımadığı yerdir.Şimdi bana diyorlar ki:“Yaşlandın.”Evet...Yaşlandım.Ama siz
yaşlanmayı
susmak sanıyorsunuz.Oysa yaş almak
insana başka bir göz verir.İnsan yetmişine yaklaşınca
hayatın makyajını siler.Kimin dost,
kimin yolcu,
kimin gerçek,
kimin oyuncu olduğunu
daha iyi görür.Ben artık
alkış peşinde değilim.Ben artık
makam peşinde değilim.Ben artık
birilerinin kapısında
sıra beklemiyorum.Benim kapım
gençliğe açılıyor.Ben şimdi
meydanlarda yumruğumu değil,
kalemimi kaldırıyorum.Çünkü kalem de
bir silahtır kardeşlerim;ama namlusu
insana değil,
haksızlığa dönüktür.Ben şimdi
şiir yazıyorum.Çünkü şiir bazen
bir ekmek kadar gereklidir.Bir dize
bir gencin içine düşer,orada yıllarca yanar.Bir kelime
bir çocuğun aklına takılır,bir gün
koca bir duvara dönüşür.Bir şiir
bir insanın yalnız olmadığını
anlatabilir.İşte ben
buna inanıyorum.GENÇLER!Şimdi size sesleniyorum.Kulak verin!Size
yalanlardan yapılmış
bir dünya bırakmak istemiyorum.Size
hazır kahramanlar da
bırakmak istemiyorum.Ben size
soru bırakıyorum.Sorun!Sorun kardeşlerim.“Bu ekmek neden pahalı?”“Bu işçi neden yoksul?”“Bu emekli neden geçinemiyor?”“Bu çiftçi neden toprağından kopuyor?”“Bu genç neden geleceğini
başka ülkelerde arıyor?”Sorun!Çünkü soru sormayan gençlik
başkasının yazdığı
hayatı yaşar.Size diyorum ki:Koltuklara bakmayın,
insanlara bakın.Takım elbiseye değil,
alın terine bakın.Nutka değil,
icraata bakın.Söze değil,
yürüdüğü yola bakın.Kim işçinin yanında?Kim köylünün yanında?Kim emeklinin yanında?Kim ezilenin yanında?Kim adalet dediğinde
gerçekten ayağa kalkıyor?Bunlara bakın.Ve unutmayın:Siyaset,
mikrofonun başında
güzel konuşmak değildir.Siyaset,
halkın derdini
kendi derdin bilmektir.Gençler!Size bir de şunu söyleyeyim:Benim kuşağımın
yanlışları da oldu.Biz de yenildik.Biz de kandık.Biz de sustuk.Biz de bazen
birbirimizi anlayamadık.Ama şunu unutmadık:İnsan insana kul olmaz!Bizim bütün kavgamız
bunun içindi.Emeğin
sömürülmemesi için.İnsanın
insanca yaşaması için.Çocuğun
babası gibi yoksul doğup
babası gibi yoksul ölmemesi için.Kadının
mutfakta ömrünü tüketmemesi için.İşçinin
ömür boyu çalışıp
emekliliğinde yoksulluğa
mahkûm edilmemesi için.Köylünün
ürettiğinden utanmaması için.Ve gençlerin
yarınlara bakarken
“Ne olacak benim hâlim?”
dememesi için.Kardeşlerim!Ben artık
eski bir devrimciyim.Belki cebimde
eski bir sendika kartının
tozu kalmıştır.Belki bir zamanlar
sıkılı yumruklarım
şimdi bastona dayanıyordur.Ama bilin:Bastonum yere vurdukça
bir eski meydanın sesi gelir.Kalemim kâğıda değdikçe
grev çadırlarının
bezleri dalgalanır.Bir şiir yazdığımda
12 Eylül'ün susturduğu
bir ses yeniden doğar.Bir yazı yazdığımda
bir zamanlar kapatılan
bir sendikanın kapısı
yeniden aralanır.Ben artık
sokağın ortasında
koşan o delikanlı değilim.Ama o delikanlı
hâlâ içimde.Hâlâ yumruğu sıkılı.Hâlâ soruyor:“Nerede adalet?”Hâlâ bağırıyor:“Yaşasın emek!”Hâlâ direniyor:“İnsan onuru satılık değildir!”Benim son sözüm
size gençler.Benden sonra
bu kalemi siz alın.Ama sakın
kalemi yalnızca şiir için
kullanmayın.Haksızlığa karşı da yazın.Yoksulluğa karşı da yazın.Sömürüye karşı da yazın.Unutulmuşlara yazın.Sesini duyuramayanlara yazın.Bir çocuğun
korkusuna yazın.Bir annenin
gözyaşına yazın.Bir işçinin
alın terine yazın.Bir köylünün
çatlamış ellerine yazın.Çünkü şiir
yalnızca gülün kokusunu
anlatmak değildir.Bazen
gülün dikenini
göstermektir.Bazen
kanayan yaraya
parmak basmaktır.Bazen
uyuyan bir ülkenin
penceresine taş atmaktır.Ben artık
bir şey istemiyorum
kendim için.Bir mezar taşı
da istemiyorum
üzerinde uzun uzun
övgüler yazan.Bana bir şey bırakmayın.Beni de
unutabilirsiniz.Ama unutmayın:İnsanı!İşçiyi!Köylüyü!Emekliyi!Esnafı!Çocuğu!Gençliği!Unutmayın.Ve unutmayın
kardeşlerim:Bir ülke
saraylarıyla değil,insanlarının yüzündeki
umutla büyür.Bir ülke
zenginlerinin servetiyle değil,yoksulunun sofradaki
ekmeğiyle ölçülür.Bir devlet
tankının gücüyle değil,vatandaşının kendini
güvende hissetmesiyle büyüktür.Bir toplum
suskunluğuyla değil,haksızlığa karşı
çıkan sesiyle vardır.Ben yaş aldım.Evet.Ama daha ölmedim kardeşlerim.Kalemim durmadı.Sözüm bitmedi.Yüreğim hâlâ
eski bir fabrika düdüğü gibi
sabahları çalıyor.Hâlâ bir grev meydanında
rüzgâra karışan
kızıl bir bayrak gibi
dalgalanıyor içimde umut.Hâlâ toprağın altında
bekleyen tohum gibi
bir gelecek taşıyorum.Ve biliyorum:Bir gün...Bir genç çıkacak.Bir şiirimi okuyacak.Bir cümlemi alacak
cebinden eksik ekmeği kadar
saklayacak.Sonra
bir meydanda
bir işçinin yanında duracak.Bir köylünün elini sıkacak.Bir emeklinin derdini dinleyecek.Bir haksızlık gördüğünde
başını çevirmeyecek.Ve diyecek ki:“Ben yalnız değilim.Benden önce
bu yoldan yürüyenler olmuş.”İşte o zaman
ben yeniden doğacağım.Çünkü insan
bedeni toprağa girdiğinde
bitmez.Sözü bir başka insanın
yüreğinde yürümeye devam ederse
ölmez.Ben size
bir miras bırakıyorum:Ne para...Ne makam...Ne koltuk...Bir başkaldırı ahlâkı.Bir adalet duygusu.Bir emek sevgisi.Bir insanlık sevdası.Ve şu cümleyi:“Haksızlık karşısında susma!”Çünkü sustuğun gün
yalnızca sesini değil,insanlığından bir parçayı da
kaybedersin.Kardeşlerim!Ben yaş aldım.Ama kavga
yaşlanmadı.Ben yoruldum.Ama umut
yorulmadı.Ben yavaşladım.Ama gençlik
daha yeni başlıyor.Şimdi sıra sizde.Meydan sizin.Söz sizin.Gelecek sizin.Ben ise
yetmiş yıllık bir çınarın
gövdesine yaslanıp
son kez bağırıyorum:EMEK UNUTULURSA İNSANLIK EKSİLİR!
ADALET SUSARSA KARANLIK BÜYÜR!
GENÇLER SUSARSA GELECEK YAŞLANIR!Ve bilin:Benim son şiirim
henüz yazılmadı.Çünkü benim son şiirimsizsiniz kardeşlerim.Hikmet Metin Çavdar
ama sakın sanmayın
içimdeki kavga bitti.Saçlarım ağardı diye
gökyüzünün rengini unutmadım.Dizlerim eskidi diye
yolun nereye çıktığını
şaşırmadım.Ellerim titriyor belki,
ama hâlâ
haksızlığın yakasına yapışacak
kadar öfkeliyim.Çünkü ben
bir zamanlar gençtim kardeşlerim.Ve gençliğim
salonlarda kravat düzelterek geçmedi.Benim gençliğim
fabrika düdüklerinin altında büyüdü.Benim gençliğim
grev çadırlarının soğuğunda
ekmek kokusuna karıştı.Benim gençliğim
işçinin nasırlı avucunda,
köylünün çatlamış toprağında,
esnafın siftahsız kepenginde,
emeklinin boş cüzdanında
kendine bir hayat aradı.Ben
emeğin yanında durdum.Çünkü bilirdim:Bir işçinin alnındaki ter
bir patronun kasasından
daha değerlidir.Bir köylünün tırnağının arasındaki toprak
bir holdingin gökdeleninden
daha gerçektir.Bir annenin
çocuğuna böldüğü son ekmek
bütün nutuklardan
daha büyük bir insanlık dersidir.Ben bunu öğrendim.Kitaptan değil yalnızca...Hayattan!Sokaktan!Fabrikadan!Tarladan!Meydanlardan!Ve acıdan!Sonra...12 Eylül geldi.Bir sabah
tankların palet sesiyle uyandık.Memleketin üstüne
kurşundan bir gökyüzü örüldü.Meydanlar sustu.Duvarlar sustu.Sokaklar sustu.Ama en kötüsü,insanların içindeki cesareti
susturmaya çalıştılar.Bir kuşağın
dilini budadılar.Bir kuşağın
hafızasını kırdılar.Bir kuşağın
hayallerine kelepçe vurdular.Kitaplar korktu,
şarkılar sustu,
sloganlar yeraltına indi.Ve biz
gördük kardeşlerim...Demokrasinin
tank paletleri altında
nasıl ezildiğini.Sendikaların
kapısına kilit vurulduğunu.Emekçinin
sesinin boğazından
nasıl söküldüğünü.Bir ülkenin
hafızasına
nasıl korku ekildiğini.Ama bilmiyorlardı:Korkunun toprağına
isyan da ekilir.Ve biz
o isyanın tohumlarını
içimizde taşıdık.Yıllar geçti.Darbenin duvarları yıkıldı belki...Ama bazı duvarlar
insanın içine örüldü.Bazı zincirler
bilekten çıktı,
dile takıldı.Bazı insanlar
özgürlüğü savunurken
koltuklarının rahatını düşünmeye başladı.Ve sendikalar...Ah kardeşlerim,
sendikalar!Bir zamanlar
işçinin yumruğuydu sendika.Bir işçinin hakkı yenildiğinde
bin işçinin ayağa kalktığı yerdi.Grev dediğin
bir kelime değildi yalnızca;ekmeğin onuruydu.Şimdi bakıyorum...Nerede o grev meydanları?Nerede
işçinin hakkı için
gecesini gündüzüne katan
sendikacılar?Nerede
patronun karşısında
“Burada işçi var!”
diye haykıranlar?Kimi sustu.Kimi yoruldu.Kimi makamın gölgesinde
kendine sandalye buldu.Kimi
işçinin sırtından yükselen
koltuğun minderine
başını koydu.Ve işçi
yine yalnız kaldı.Sendikanın tabelası durdu,
işçinin sesi kayboldu.Ne acıdır kardeşlerim!Bir zamanlar
işçinin yumruğu olan eller
şimdi protokol sıralarında
çiçek suluyor.Siyasete gelince...Orası daha da acı.Parmaklar kalkıyor kardeşlerim.Parmaklar iniyor.Kalk!İndir!Kalk!İndir!Sanki ülkenin kaderi
bir sınıf yoklaması.Sanki milyonların açlığı
bir parmak hareketiyle
çözülecek.Oysa dışarıda
pazar filesi küçülüyor.Emeklinin sofrası küçülüyor.İşçinin maaşı küçülüyor.Köylünün tarlası küçülüyor.Esnafın dükkânı küçülüyor.Ama koltuklar büyüyor.Makamlar büyüyor.Protokoller büyüyor.Nutuklar büyüyor.Ve halk...Halk gittikçe küçülen
bir ekmeğin etrafında
hayatını büyütmeye çalışıyor.Ben artık
bu siyasetin
tribününde oturup
alkış tutmak istemiyorum.Çünkü benim derdim
bir partinin tabelası değil kardeşlerim.Benim derdim
insanın onurudur.Benim tarafım
emeğin tarafıdır.Benim bayrağım
alın teridir.Benim sınırım
adalettir.Benim vatanım
işçinin çocuğunun
gelecek korkusu taşımadığı yerdir.Şimdi bana diyorlar ki:“Yaşlandın.”Evet...Yaşlandım.Ama siz
yaşlanmayı
susmak sanıyorsunuz.Oysa yaş almak
insana başka bir göz verir.İnsan yetmişine yaklaşınca
hayatın makyajını siler.Kimin dost,
kimin yolcu,
kimin gerçek,
kimin oyuncu olduğunu
daha iyi görür.Ben artık
alkış peşinde değilim.Ben artık
makam peşinde değilim.Ben artık
birilerinin kapısında
sıra beklemiyorum.Benim kapım
gençliğe açılıyor.Ben şimdi
meydanlarda yumruğumu değil,
kalemimi kaldırıyorum.Çünkü kalem de
bir silahtır kardeşlerim;ama namlusu
insana değil,
haksızlığa dönüktür.Ben şimdi
şiir yazıyorum.Çünkü şiir bazen
bir ekmek kadar gereklidir.Bir dize
bir gencin içine düşer,orada yıllarca yanar.Bir kelime
bir çocuğun aklına takılır,bir gün
koca bir duvara dönüşür.Bir şiir
bir insanın yalnız olmadığını
anlatabilir.İşte ben
buna inanıyorum.GENÇLER!Şimdi size sesleniyorum.Kulak verin!Size
yalanlardan yapılmış
bir dünya bırakmak istemiyorum.Size
hazır kahramanlar da
bırakmak istemiyorum.Ben size
soru bırakıyorum.Sorun!Sorun kardeşlerim.“Bu ekmek neden pahalı?”“Bu işçi neden yoksul?”“Bu emekli neden geçinemiyor?”“Bu çiftçi neden toprağından kopuyor?”“Bu genç neden geleceğini
başka ülkelerde arıyor?”Sorun!Çünkü soru sormayan gençlik
başkasının yazdığı
hayatı yaşar.Size diyorum ki:Koltuklara bakmayın,
insanlara bakın.Takım elbiseye değil,
alın terine bakın.Nutka değil,
icraata bakın.Söze değil,
yürüdüğü yola bakın.Kim işçinin yanında?Kim köylünün yanında?Kim emeklinin yanında?Kim ezilenin yanında?Kim adalet dediğinde
gerçekten ayağa kalkıyor?Bunlara bakın.Ve unutmayın:Siyaset,
mikrofonun başında
güzel konuşmak değildir.Siyaset,
halkın derdini
kendi derdin bilmektir.Gençler!Size bir de şunu söyleyeyim:Benim kuşağımın
yanlışları da oldu.Biz de yenildik.Biz de kandık.Biz de sustuk.Biz de bazen
birbirimizi anlayamadık.Ama şunu unutmadık:İnsan insana kul olmaz!Bizim bütün kavgamız
bunun içindi.Emeğin
sömürülmemesi için.İnsanın
insanca yaşaması için.Çocuğun
babası gibi yoksul doğup
babası gibi yoksul ölmemesi için.Kadının
mutfakta ömrünü tüketmemesi için.İşçinin
ömür boyu çalışıp
emekliliğinde yoksulluğa
mahkûm edilmemesi için.Köylünün
ürettiğinden utanmaması için.Ve gençlerin
yarınlara bakarken
“Ne olacak benim hâlim?”
dememesi için.Kardeşlerim!Ben artık
eski bir devrimciyim.Belki cebimde
eski bir sendika kartının
tozu kalmıştır.Belki bir zamanlar
sıkılı yumruklarım
şimdi bastona dayanıyordur.Ama bilin:Bastonum yere vurdukça
bir eski meydanın sesi gelir.Kalemim kâğıda değdikçe
grev çadırlarının
bezleri dalgalanır.Bir şiir yazdığımda
12 Eylül'ün susturduğu
bir ses yeniden doğar.Bir yazı yazdığımda
bir zamanlar kapatılan
bir sendikanın kapısı
yeniden aralanır.Ben artık
sokağın ortasında
koşan o delikanlı değilim.Ama o delikanlı
hâlâ içimde.Hâlâ yumruğu sıkılı.Hâlâ soruyor:“Nerede adalet?”Hâlâ bağırıyor:“Yaşasın emek!”Hâlâ direniyor:“İnsan onuru satılık değildir!”Benim son sözüm
size gençler.Benden sonra
bu kalemi siz alın.Ama sakın
kalemi yalnızca şiir için
kullanmayın.Haksızlığa karşı da yazın.Yoksulluğa karşı da yazın.Sömürüye karşı da yazın.Unutulmuşlara yazın.Sesini duyuramayanlara yazın.Bir çocuğun
korkusuna yazın.Bir annenin
gözyaşına yazın.Bir işçinin
alın terine yazın.Bir köylünün
çatlamış ellerine yazın.Çünkü şiir
yalnızca gülün kokusunu
anlatmak değildir.Bazen
gülün dikenini
göstermektir.Bazen
kanayan yaraya
parmak basmaktır.Bazen
uyuyan bir ülkenin
penceresine taş atmaktır.Ben artık
bir şey istemiyorum
kendim için.Bir mezar taşı
da istemiyorum
üzerinde uzun uzun
övgüler yazan.Bana bir şey bırakmayın.Beni de
unutabilirsiniz.Ama unutmayın:İnsanı!İşçiyi!Köylüyü!Emekliyi!Esnafı!Çocuğu!Gençliği!Unutmayın.Ve unutmayın
kardeşlerim:Bir ülke
saraylarıyla değil,insanlarının yüzündeki
umutla büyür.Bir ülke
zenginlerinin servetiyle değil,yoksulunun sofradaki
ekmeğiyle ölçülür.Bir devlet
tankının gücüyle değil,vatandaşının kendini
güvende hissetmesiyle büyüktür.Bir toplum
suskunluğuyla değil,haksızlığa karşı
çıkan sesiyle vardır.Ben yaş aldım.Evet.Ama daha ölmedim kardeşlerim.Kalemim durmadı.Sözüm bitmedi.Yüreğim hâlâ
eski bir fabrika düdüğü gibi
sabahları çalıyor.Hâlâ bir grev meydanında
rüzgâra karışan
kızıl bir bayrak gibi
dalgalanıyor içimde umut.Hâlâ toprağın altında
bekleyen tohum gibi
bir gelecek taşıyorum.Ve biliyorum:Bir gün...Bir genç çıkacak.Bir şiirimi okuyacak.Bir cümlemi alacak
cebinden eksik ekmeği kadar
saklayacak.Sonra
bir meydanda
bir işçinin yanında duracak.Bir köylünün elini sıkacak.Bir emeklinin derdini dinleyecek.Bir haksızlık gördüğünde
başını çevirmeyecek.Ve diyecek ki:“Ben yalnız değilim.Benden önce
bu yoldan yürüyenler olmuş.”İşte o zaman
ben yeniden doğacağım.Çünkü insan
bedeni toprağa girdiğinde
bitmez.Sözü bir başka insanın
yüreğinde yürümeye devam ederse
ölmez.Ben size
bir miras bırakıyorum:Ne para...Ne makam...Ne koltuk...Bir başkaldırı ahlâkı.Bir adalet duygusu.Bir emek sevgisi.Bir insanlık sevdası.Ve şu cümleyi:“Haksızlık karşısında susma!”Çünkü sustuğun gün
yalnızca sesini değil,insanlığından bir parçayı da
kaybedersin.Kardeşlerim!Ben yaş aldım.Ama kavga
yaşlanmadı.Ben yoruldum.Ama umut
yorulmadı.Ben yavaşladım.Ama gençlik
daha yeni başlıyor.Şimdi sıra sizde.Meydan sizin.Söz sizin.Gelecek sizin.Ben ise
yetmiş yıllık bir çınarın
gövdesine yaslanıp
son kez bağırıyorum:EMEK UNUTULURSA İNSANLIK EKSİLİR!
ADALET SUSARSA KARANLIK BÜYÜR!
GENÇLER SUSARSA GELECEK YAŞLANIR!Ve bilin:Benim son şiirim
henüz yazılmadı.Çünkü benim son şiirimsizsiniz kardeşlerim.Hikmet Metin Çavdar





