Bazı şehirler vardır…
İnsan oradan ayrılır ama o şehir insanın içinden hiç ayrılmaz.
Yıllar geçer, başka sokaklarda yürürsünüz, başka evlerde oturursunuz, başka insanların hikâyelerine tanıklık edersiniz. Ama bir gün bir koku gelir, bir ezan sesi duyarsınız, eski bir taş duvara dokunursunuz ve bir anda yıllar öncesine dönersiniz.
İşte o an anlarsınız…
Bazı yerlerden hiç gitmemişsinizdir aslında.
Benim için Bursa böyle bir şehirdi.
Bursa benim için yalnızca yeşiliyle, tarihiyle, camileriyle, hanlarıyla anlatılacak bir şehir değildi.
Bursa benim çocukluğumdu.
Bursa dedemin evinin penceresinden sokağa bakarken hissettiğim güven duygusuydu.
Bursa, gençliğimin telaşıydı.
Bursa, hayallerimin ilk filizlendiği yerdi.
Bursa, hayatın bana hem sevinçlerini hem de mücadelelerini öğrettiği şehirdi.
altıparmak Yahşi Bey Caddesi…
Bu ismi duyduğumda içimde eski bir kapı açılır.
O kapının ardında dedemlerin evi vardır.
Çocukluğumun sessiz kahramanları vardır.
Bir ev düşünün…
Duvarlarında yalnızca fotoğraflar değil, sesler saklıdır.
Bir köşesinde dedemin oturduğu sandalye durur sanki.
Mutfağında büyüklerimizin hazırladığı yemeklerin kokusu hâlâ vardır.
Bayram sabahlarının heyecanı, akşam sohbetlerinin sıcaklığı o duvarlara sinmiştir.
İnsan büyüdükçe anlıyor.
Çocukken sıradan gördüğümüz şeyler, aslında hayatımızın en kıymetli hazineleriymiş.
O zamanlar bir evin değerini bilmiyorduk.
Şimdi anlıyoruz ki bazı evler taş ve tahtadan yapılmaz.
Sevgiden yapılır.
Hatıralardan yapılır.
Bursa’da iki dayımın yaşaması da bu şehri benim için hep canlı tuttu.
Bir yere ait olmanın en güzel tarafı, orada sizi bekleyen insanların olmasıdır.
Bir kapının size açılması…
Bir sofrada size yer ayrılması…
Birinin “hoş geldin” demesi…
İnsan bazen bir şehre değil, o şehirdeki insanlara bağlanır.
Bursa benim için biraz da buydu.
Sıcak bir aile sesi…
Uzakta bile olsa varlığını hissettiren bir yakınlık…
Sonra gençlik yıllarım geldi.
tophane Sanat Okulu…
Bugün dönüp baktığımda, o yılların hayatımda ne kadar büyük bir iz bıraktığını daha iyi anlıyorum.
Gençlik başka bir şeydir.
İnsan o yaşlarda dünyayı değiştirebileceğine inanır.
Sokaklar daha uzun, hayaller daha büyük, yarınlar daha yakındır.
Tophane’nin yollarında yürürken kim bilir kaç hayal kurdum.
Kim bilir kaç kez geleceği düşündüm.
Kim bilir kaç kez kendi yolumu aradım.
O zamanlar farkında değildim ama Bursa bana sadece bir meslek değil, bir bakış açısı da kazandırıyordu.
İnsanları tanımayı…
Sokağın sesini dinlemeyi…
Bir şehrin kalbinin binalarda değil, insanlarında attığını öğreniyordum.
Yıllar sonra Bursa beni başka bir sorumlulukla karşıladı.
Sendika başkanlığı dönemi…
O yıllarda Bursa’ya artık başka gözlerle bakıyordum.
Sabahın erken saatlerinde işe giden insanların yüzlerine…
Alın teriyle ekmeğini kazanan işçilerin ellerine…
Fabrikaların önünde bekleyen emekçilere…
Bursa’nın yalnızca tarihi olmadığını gördüm.
Bursa aynı zamanda emeğin şehriydi.
Bir annenin çocuğuna götüreceği ekmeğin umuduydu.
Bir işçinin hakkını ararken gösterdiği cesaretti.
Birlik olmanın, dayanışmanın ve insan onurunun şehriydi.
O yıllarda öğrendim ki…
Bir şehri sevmek, sadece güzel yerlerini anlatmak değildir.
O şehrin insanlarının derdini de kendi derdin gibi hissetmektir.
Namazgah…
Orada benim de bir evim vardı.
Bazen düşünüyorum.
İnsan kaç evde yaşar hayatı boyunca?
Ama kaç ev insanın içinde yaşar?
Namazgah’taki evim, benim sessiz tanığım oldu.
Orada sabahları güne başladım.
Orada geceleri düşüncelere daldım.
Orada dostlarımı ağırladım.
Orada hayatın bana getirdiklerini ve götürdüklerini düşündüm.
Bir evden ayrılabilirsiniz.
Ama bir ev sizden ayrılmaz.
Çünkü bazı odalarda insanın gençliği kalır.
Bazı pencerelerde hayalleri kalır.
Bazı duvarlarda sesi kalır.
Kemalpaşa…
Amcalarımın olduğu yer.
Bursa’nın biraz dışında ama gönlümde hep ayrı bir yerde duran bir başka hatıra.
Aile dediğimiz şey aslında bir haritadır.
Bir ucunda dedeler vardır.
Bir ucunda amcalar, dayılar vardır.
Bir ucunda çocukluğumuz vardır.
Ve insan yaş aldıkça o haritaya daha çok bakar.
Çünkü geçmiş, yaş ilerledikçe daha değerli olur.
Bugün Bursa’ya gittiğimde belki bazı sokaklar değişmiş oluyor.
Belki eski binaların yerinde yenileri yükseliyor.
Belki çocukluğumun yürüdüğü yollar başka insanlara ev sahipliği yapıyor.
Ama bazı şeyler değişmiyor.
Bir şehrin ruhu değişmiyor.
Çünkü şehirleri binalar değil, hatıralar yaşatıyor.
Ben Bursa’ya baktığımda yalnızca bugünü görmüyorum.
Bir pencerenin önünde duran dedemi görüyorum.
Tophane yollarında yürüyen gençliğimi görüyorum.
Sendika günlerinde yan yana durduğum emekçileri görüyorum.
Namazgah’taki evimin ışığını görüyorum.
Belki de bu yüzden Bursa bana her zaman aynı şeyi söylüyor:
“Sen beni bırakmadın ki…”
Haklı.
Çünkü insan sevdiği yerlerden hiç ayrılmaz.
Sadece biraz uzaklaşır.
Sonra bir gün geri döner.
Bir sokağa girer…
Bir çeşmenin başında durur…
Bir çayın buharına bakar…
Ve anlar:
Bazı şehirler insanın geçmişi değil, kendisidir.
Ben Bursa’ya her döndüğümde geçmişime değil,
kendime dönüyorum.
Çünkü Bursa beni hiç unutmadı.
Ben de Bursa’yı hiç unutmadım.
Hikmet Metin Çavdar
Edebiyat Haberleri
Yayınlanma: 24 Temmuz 2026 - 21:56
BURSA BENİ HİÇ UNUTMADI
Edebiyat Haberleri
24 Temmuz 2026 - 21:56
İlginizi Çekebilir









Kaleminize sağlık Hikmet Hocam Mükemmel anlatım Kaleminiz daim olsun… Saygılarımla