Dalgaların Senfonisi
Sapanca Gölü ve Dalgaların Eşsiz Senfonisi
Bazı güzellikler vardır; anlatılmaz, yaşanır.
Bazı manzaralar vardır; yalnızca gözlere değil, insanın ruhuna da dokunur. Sapanca Gölü de böylesi bir güzelliğin adıdır.
Dalgaların eşsiz senfonisi, Sapanca Gölü’nün muhteşem doğasıyla birleşerek mavinin yeşille harmanlandığı görkemli bir görsel şölen sunuyor. Doğanın cömertçe sergilediği bu güzellik, görenleri kendine hayran bırakan eşsiz bir tablonun içinde hissettiriyor.
Sapanca Gölü’nün kıyısında sıralanan küçük ve sevimli kafeler, neredeyse suya sıfır konumlarıyla ziyaretçilerini kucaklıyor. Minicik masaları, tabureleri ve sandalyeleriyle bu sıcak mekânlar; yudumlanan bir çayın ya da kahvenin eşliğinde insana huzur veren, ruhu dinlendiren özel anlar yaşatıyor.
Burada geçirilen her an, insanı içsel bir yolculuğa çıkarıyor; hayallerle gerçekler arasında zarif bir köprü kuruyor. Dalgaların ritmi, rüzgârın fısıltısı ve gölün dinginliği, zamanın akışını unuttururken kalplerde tarifsiz bir huzur bırakıyor.
Dalgalar kıyıya her vuruşunda yeni bir nota bırakır.
İnsan sustuğunda ise o notalar bir senfoniye dönüşür.
Ve belki de şiirin en güzel yerinde,
insan susar, ruhu konuşur.
Bir kez seyredenin ayrılmak istemeyeceği bu doğa harikası Sapanca Gölü’ne naçizane yazdığım şiiri keyifle okumanız dileğiyle…
Sevgi ve saygılarımla…
Tuğba Tunçer..
Dalgaların Senfonisi
Dalgaların senfonisi,
kıyının coşku dolu piyanosu…
Her vuruşunda başka bir nota,
her susuşunda başka bir sessizlik.
Göl uzanır
maviliğin yeşille buluştuğu yerde;
gökyüzü suyuna eğilir,
ağaçlar rüzgârla konuşur.
Ben kıyıda susarım.
Bir dalga gelir,
ayaklarımın ucunda kırılır;
sanki yıllardır içimde taşıdığım
bir cümleyi tamamlar.
Sapanca Gölü…
Bazen bir manzara,
bazen içimde kapanmayan bir pencere,
bazen de kendime dönmek için
sessiz bir yol.
Kıyısında yürüdükçe
ağaçların gölgesi uzar önümde,
su, gökyüzünün mavisini
ince ince çoğaltır.
Bir tarafta yeşilin serinliği,
bir tarafta suyun sonsuzluğu…
İnsan böyle zamanlarda
nereye gittiğini unutuyor;
hangi yarayı taşıdığını,
hangi soruyu yıllardır susturduğunu
bir süreliğine hatırlamıyor.
Sonra bir çay…
Çınaraltı Kafe’nin
suya değecek kadar yakın masasında
ince belli bardaktan yükselen buğu
karışıyor gölün serinliğine.
Bir yudum alıyorum.
Zaman,
sanki gölün yüzünde
küçük bir tekne gibi
kımıldamadan duruyor.
Dalgalar yine vuruyor kıyıya.
Ne geçmişi siliyor,
ne yarayı kapatıyor.
Yalnızca acının sesini
biraz daha uzağa taşıyor.
Belki de gölün sırrı burada:
İnsanı iyileştirmiyor;
insana, yarasıyla da
yaşanabileceğini öğretiyor.
Akşam inerken
mavilik koyulaşıyor,
yeşil sessizleşiyor.
Gökyüzünden düşen son ışık
suyun üzerinde
uzun, ince bir yol çiziyor.
Bakıyorum.
O yol nereye gider,
bilmiyorum.
Belki yarına,
belki çocukluğuma,
belki de yıllardır
kendimden sakladığım yere…
Dalgalar piyano çalıyor.
Kıyı, susarak dinliyor.
Ben de…
İlk kez hiçbir şey sormadan
oturuyorum gölün karşısında.
Çünkü bazı cevaplar
kelimelerle gelmiyor.
Bazı yaralar
zamanla değil,
sessizlikle hafifliyor.
Ve bazı akşamlar
insana yalnızca şunu öğretiyor:
Dalgalar konuşur,
göl dinler.
İnsan susar…
Ruhu konuşur.
Tuğba Tunçer..
Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.