Bazı sessizlikler vardır; insanın evinin içinde değil, kalbinin içinde yankılanır.
Eşimi kaybettikten sonra oğlumla birlikte Sapanca’da baş başa bir hayat kurduk. O günlerde insanın hayata tutunacak bir dal aradığı zamanlar olur. Benim için o dal, oğlumdu. Evladım sadece evde yaşayan biri değildi; evin sesi, sohbeti, bazen tesellisi, bazen de hayata yeniden bağlanma sebebiydi.
Elbette Sapanca’da tamamen yalnız değilim. Abim ve kız kardeşlerim var, her zaman yanımda oldular. Aile insanın en zor zamanlarında en büyük gücü oluyor. Ama yine de bir annenin kalbinde evladın yeri her zaman bambaşkadır. Çünkü evlat, insanın hayatında hiçbir şeyle doldurulamayan ayrı bir yer tutar.
Anne olmak, insanın kalbine ömür boyu süren bir bağ bırakıyor. Çocuk doğduğu gün başlayan o bağ yıllar geçse de eksilmiyor. Hatta bazen mesafe arttıkça daha da derinleşiyor.
Evlat büyüyor…
Okula gidiyor, meslek sahibi oluyor, hayata karışıyor. Ve bir gün geliyor ki hayat onu başka şehirlere götürüyor. İşte o gün bir anne için gururla hüznün aynı anda yaşandığı gündür. Bir yanda “Şükürler olsun, evladım kendi ayakları üzerinde duruyor” diye sevinirken, diğer yanda evin içinde tarif edilmesi zor bir boşluk oluşur.
Evdeki birçok şey onu hatırlatır.
Kapının açılışı, odasının sessizliği, sofradaki boş sandalye…
Bir zamanlar fark edilmeyen küçük anların aslında ne kadar kıymetli olduğunu insan böyle zamanlarda daha iyi anlar.
Çünkü evlat kokusu bir başkadır. Bir annenin kalbine yerleşen o koku yıllar geçse de silinmez. Evlat büyür, başka şehirlerde kendi hayatını kurar ama anne için o koku hep aynı kalır.
Hayatın gerçeği de budur aslında. Çocuklar büyür, kendi yollarını çizer ve bir gün kendi yuvalarını kurar. Bir anne için en büyük mutluluk da evladının iyi bir iş bulması, hayatta ayakta durması ve iyi bir insanla yuva kurma yoluna girmesidir.
Bugün birçok anne-baba evlatlarını kilometrelerce uzakta bırakıyor. Teknoloji sayesinde bir telefon, bir görüntülü konuşma hasreti biraz olsun azaltabiliyor. Ama hiçbir teknoloji, kapının açılıp evladın “Anne ben geldim” demesinin yerini tutamaz.
Annelik belki de tam olarak budur:
Evladı büyütmek, ona kanat vermek ve zamanı geldiğinde onu hayata uğurlayabilmek…
İçinde biraz özlem, biraz gurur ama her şeyden önce büyük bir sevgi taşıyan bir uğurlayış.
Ve bir anne şunu çok iyi bilir:
Evlat uzaklara gider… ama kalpten asla gitmez.











