Üç Aylık Bir Veda
Gün ağarmaya başlamıştı. Gökyüzü karanlıktan aydınlığa geçiyordu. Hava yazdı ama sabah serinliği insanın içine işliyor, umut veriyordu.
Ve ezanın sesi duyuldu:
“Allah-u Ekber...” dedi cami hocası.
Mahmut, “Bismillah.” diyerek kalktı yatağından.
Eşi Fatma Hanım, “Ağam, sabahın hayır olsun.” dedi.
Mahmut, hanımının alnına bir öpücük kondurdu.
“Hanım, sabahın hayır, günün hayır olsun Fatma’m.” dedi.
Mahmut ve Fatma, uzun, çok uzun yıllar birbirinin canı olmuşlardı. Eş olmuş, birbirlerine yaverlik etmişlerdi. Mutlu evliliklerini çocuklarıyla taçlandırmışlar; dört tane, iki kız ve iki erkek çocukları olmuştu. Mutlu yuvalarında yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Mahmut abdest aldıktan sonra sabah namazını kılmak için odaya geçti.
Fatma da önce çayı ocağa koydu. Çocuklarına baktı, hepsini tek tek öptü.
Büyük kızına:
“Anney, uyan. Gadasını aldığım.” dedi.
Büyük kızının adı Emine’ydi.
Annesi:
“Emine, çayı demle anney. Ben namazımı kılıp kahvaltıyı hazırlayayım.” dedi.
Emine:
“Tamam anne.” dedi.
Mahmut namazını bitirmiş, üstünü giyinmiş, ekmek ve gazete almaya gitmişti.
Fatma kahvaltıyı hazırlamış, çocuklarını çağırdı.
Tek tek hepsi masaya geldi. Mahmut da masanın başına oturdu.
“Bismillahirrahmanirrahim.” dedi.
Fatma ve çocukları da:
“Bismillahirrahmanirrahim.” dediler.
“Afiyet olsun.” dedikten sonra kahvaltıya başladılar.
Kahvaltıda sohbet ediyorlar, gülüyorlardı. Bazen Mahmut, bazen Fatma konuşuyor, çocukları dinliyordu. Bazen de çocuklar konuşuyor, anne ve babası onları dinliyordu.
Güzel bir kahvaltıdan sonra Mahmut işine gitmek için hazırlandı.
Fatma da Mahmut’a yardım etti.
Fatma:
“Allah’a emanet, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Allah’a emanet, Fatma’m. Kendini yorma. Akşam yemeğe gelirim ancak.” dedi.
Fatma da:
“Mumbar yapacağım. Başka bir şey ister misin, ağam?” dedi.
Mahmut:
“Ellerine sağlık, Fatma’m. Yeter.” dedi.
Alnından öptü ve arabasına doğru gitti.
Mahmut’un sabun fabrikası vardı.
Zeytinyağı sabunu yapıyordu.
Fabrikatördü.
Fabrikasında birçok işçisi vardı.
Mahmut mesafeli, ağırbaşlı ve iyi bir işverendi. İşçileriyle ilişkisi mesafeli ama onları koruyan, haklarını savunan ve haklarını verendi.
Mahmut fabrikasına geldi.
Bir tane şoförü vardı, Necdet.
Necdet de Mahmut’u sever, sayardı.
Necdet arabayı fabrikanın içine girdirdi, park edip arabadan indi.
Mahmut hep kendi inerdi.
“Teşekkür ederim, Necdet.” dedi.
Necdet de:
“Sağ ol, ağam.” dedi.
Arabadan inip Mahmut’u uğurladı.
Mahmut, fabrikasındaki odasına doğru yürüyordu.
Kahyası Mahmut’u karşıladı.
“Hoş geldin, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Hoş bulduk, Mehmet abi.” dedi.
Kahyası Mahmut’tan çok büyüktü.
Hatta Mahmut’un babasının kahyası idi.
Mehmet abi, Mahmut’a muradını yapıp getirdi.
Kendine yapmıştı.
Birlikte Mırayı içerken bugünkü işleri konuşuyorlardı.
O esnada Necdet odanın kapısını çaldı, izin istedi içeriye girmek için.
Mahmut:
“Gel, Necdet.” dedi.
Necdet:
“Mahmut abi, kapıda biri var. Bir müşkülü varmış, onu diyecekmiş.” dedi.
Mahmut kimseyi kırmaz, işine engel olmazsa görüşürdü.
İşi varsa bekletir ve mutlaka görüşürdü, kimseyi geri çevirmezdi.
“Necdet, gelsin.” dedi.
Necdet de:
“Buyurun.” dedi kapıdaki beye.
Genç, Mahmut’un odasına girdi; biraz mahcup, biraz çekinerek:
“Selamünaleyküm, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Aleykümselam.” dedi.
“Buyur evladım, hoş geldin.” dedi.
Genç, mahcup:
“Hoş bulduk.” dedi.
Mahmut sordu:
“Neden geldin? Ne isterdin, evladım? İsmin ne?” dedi.
Genç:
“Osman, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Buyur, Osman.” dedi.
Osman:
“Estağfurullah, ağam.” dedi.
“Ben sizden iş isteyeceğim. Uzak memleketten geldim, evim yok.
Buradaki her fabrikada iş aradım, vermediler. Seni söylediler. Mahmut ağamın işi çoktur. Bir de ona sor, dediler.”
Mahmut:
“Ailen var mı?” diye sordu.
Osman:
“Var. Karım, bir de elinizi öper kızım var. Memlekette kaldılar, anamların yanında.” dedi.
Mahmut sordu:
“Ne işten anlarsın?”
Osman heyecanlı, biraz da ürkek:
“Her işi yaparım, ağam. Yeter ki iş olsun.” dedi.
Mahmut, eli yüzü düzgün bu gence üzüldü.
Kahyası Mehmet abisine:
“Mutfakta başlasın, etrafı silsin, süpürsün. Yemek yapmasını bilmiyor musun?” dedi.
“Biliyorum, ağam.” dedi Osman.
“Yemek yap bize, öğlenleri.” dedi.
Mutfağın yanında oda vardı. Koltuk, yatak, yorgan ve bir de banyosu vardı.
Mahmut dedi kahyasına:
“Odayı da Osman’a ver. Diğerleriyle birlikte kalsın, ev bulana kadar kendine.”
Osman çok mutlu olmuştu.
Artık hem yatacak yeri hem de işi vardı. Heyecanla Mahmut’a yöneldi, elini öpmek için.
Mahmut:
“Sağ ol, evladım. Sen çalış.” dedi.
Osman başını salladı ve odadan çıktı.
Kahya ile birlikte odaya gittiler.
Osman’a kahya yatağını gösterdi.
“Yerleş, mutfağa gel, yemek hazırla.” dedi.
Osman:
“Tamam, ağam. Hemen geliyorum.” dedi.
Böylece Osman işe başladı.
Ve mutfağa geldi Osman.
Kahya Mehmet dedi:
“Bugün güveçte et kavurma var. Yanına bulgur pilavı yapılacak. Aşımız var, Zeynel’e yardım et Osman. Öğlene kadar yetişsin.” dedi kahya.
Osman:
“Tamam, Mehmet abi.” dedi, işe koyuldu.
Zeynel etleri doğruyor.
Osman soğanları soyuyor.
Mutfakta telaş vardı.
Ama Osman mutluydu.
Hem işi vardı artık hem kalacak yeri hem de insanlar iyiydi.
Akşam oldu, herkes evine gitti.
Osman kaldı birkaç kişiyle birlikte.
Fabrika kapandı.
Gece Osman çok rahat uyudu, uzun zamandan sonra.
Sabah ilk ışıklarıyla kalktılar.
Osman yatağını topladı.
Elini yüzünü yıkadı, giyindi ve işinin başına geçti.
Necdet de Mahmut’u getirdi fabrikaya.
Günün telaşı başladı böylece.
Osman kısa zamanda herkes tarafından sevilen, işini canla başla yapan, verilen her işi itiraz etmeden yapan ve bundan dolayı şikâyet etmeyen iyi bir işçi oldu.
En başta Mahmut, Osman’ı takdir ediyordu.
Fakat en başından beri Mahmut’un dikkatini çeken Osman’da bir şeyler vardı.
Eli yüzü temiz, sanki hiç daha önce çalışmamış gibi elleri düzgün, nasırsızdı.
Ve ne iş verilse itirazsız yapıyordu, hem de severek. Yani öyle görünüyordu en azından.
Sonra zaman ilerledi. Neredeyse Osman üç aydan beri Mahmut’un yanında çalışıyordu.
Mahmut, memleket zor zamanlardan geçerken işleri çok şükür iyiydi.
Memleketin her yerine zeytinyağı sabun yapıp satıyordu.
Yıl 1980, aylardan eylüldü. Artık yavaş yavaş sonbahar gelmiş, kışa doğru yol alınıyordu.
Memleketi terör sarmış, her yerde, özellikle de doğuda...
Her gün bombalar patlıyor.
Halktan, askerlerden ölenler, yaralananlar oluyordu.
Halk günlük hayatlarına, işlerine devam etmekte zorlanıyordu.
Bir de terörü destekleyen halktan insanlar vardı.
Özellikle de durumu iyi olanlar gizli destek veriyor, dağlardaki teröristlere para, erzak, silah yardımı yapıyorlardı.
Denetim sıkıydı.
Polis herkesi, özellikle de durumu iyi olanları sürekli gizli olarak ya da açıktan takip ediyorlardı.
Mahmut her gün olduğu gibi işine gitmek için evden çıktı.
Şoförü Necdet almaya gelmişti.
Arabasına bindi, fabrikasına gitti.
Fabrikaya geldiklerinde onları kahyası Mehmet abisi karşıladı.
“Hoş geldin, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Hoş bulduk.” dedi.
Mahmut sorun var mı diye sordu.
Kahya Mehmet:
“Yok, ağam.” dedi.
“Osman nerede, görünmüyor?” dedi.
“Osman izin aldı. İşi varmış.” dedi kahyası.
Mahmut:
“Ne işi varmış?” diye sordu.
“Bir şey demedi, ağam.” dedi.
Mahmut odasına geçti.
Aradan üç beş gün geçti, Osman’dan haber yoktu.
Terörden yine ölenler olmuş.
Memleketinde bombalar patlamıştı.
Mahmut Osman’ı merak ediyordu.
Başına bir şey geldiğini düşünerek biraz da endişelendi.
Tam bir hafta sonra...
Fabrikanın kapısında bir polis belirdi.
Timden.
Çalışanlar kahyaya haber verdiler.
Kahya fabrikanın kapısına geldiğinde çok şaşırdı.
Karşıdaki tim polisi Osman’dı.
Kahya:
“Osman, dedi bu ne kıyafeti oğlum?” deyince,
“Osman benim adım Murat.” dedi.
Mehmet:
“Adı ne? Nasılsın?” diye sordu.
Kahya şaşkınlık içinde:
“İyiyim.” dedi ama hâlâ idrak edemiyordu. Osman neden ismini Murat dedi, neden tim polis kıyafeti vardı üstünde?
Kahya Mehmet’e:
“Osman yani Murat, Mahmut ağamla görüşmem lazım.” dedi.
Kapıyı açtı ama hâlâ şaşkınlıkla bakıyordu.
Murat, Mahmut’un odasına doğru ilerledi. Yolu biliyordu, ne de olsa üç aydan fazla orada çalışmıştı.
Kahya önden Mahmut’un odasının kapısını çaldı.
“Ağam, Osman geldi.” dedi.
Mahmut:
“Gelsin. Merak ettim. Gelsin, gelsin.” dedi.
Osman içeri girdi.
Mahmut şaşkın:
“Osman?” dedi.
“Osman, ben Murat, ağam.” dedi.
Mahmut, polis tim kıyafetini görünce anladı. Osman’ın, yani Murat’ın polis olduğunu zaten şüphelenmişti.
Murat, Mahmut’un elini öpmek için yanına gitti. Mahmut ilk başta tereddüt etti elini vermek için, sonra verdi.
Murat elini öptükten sonra:
“Otur bakalım, Murat Efendi. Neden benim yanımda çalıştın? Amacınız neydi?” dedi.
Murat:
“Ağam, bu bölgede teröristlere yardım yapılıyor. Özellikle de iş adamları... Hepsi değil tabii ki, ama yapanları var.
Biz de polis timi olarak bu insanları takibe almak istedik. Onun için yanınıza girdim, sizi takip ettim.” dedi.
“Peki, sonuç?” dedi Mahmut.
“Ağam, siz temizsiniz.
Kazandığınızı ailenize, yakınlarınıza, düşkünlere yardım ediyorsunuz.” dedi.
“Ben görevimi yaptım, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Ben zaten anlamıştım. Belki ilk zamanlar değil ama sonradan şüphe düşmüştü içime.” dedi.
Murat:
“Hem sizden hakkınızı helal edin hem de bu durumu açıklamak istedim, ağam. Sizi koruma altına da aldık. Birçok insan gibi tabii aileniz de...” dedi.
“Ara ara görüşeceğiz ama ben olmayacağım. Başka polis arkadaşlarım sizi ziyaret edecek.
Sorun olursa onlara çekinmeden söyleyin, ağam.” dedi.
Mahmut:
“Helal olsun ama keşke böyle tanışmasaydık.” dedi.
Murat, Mahmut ağasının elini öptü.
Mahmut da Murat’a sarıldı.
“Allah’a emanet ol, yiğidim.” dedi Mahmut.
“Siz de, ağam.” dedi ve odadan ayrıldı Murat.
Sonra kahya Mehmet abisiyle vedalaştı.
Ve aynı odayı paylaştığı arkadaşları ve mutfaktaki üstadı Zeynel abisiyle...
Hepsi:
“Allah’a emanet ol.” dediler.
Murat da:
“Sizlerle.” dedi ve fabrikadan ayrıldı.
Hüzün kapladı içini.
Ama huzurluydu çünkü iyi insanlardı.
Memlekete faydası olan insanlardı.
Bunun rahatlığıyla başka görevine doğru yol açıldı Murat.
Mahmut da bu durumu eşi Fatma’yla paylaşmıştı. İkisi de biraz duygulu, biraz gururlu hayatlarına devam ettiler.
Gerçek hayat hikâyesinden alıntıdır.
Hayat tecrübelerle sabittir.
Her insan, her olay insana bir şeyler öğretir ve öğreteceği bittiğinde vedasını eder.
Tıpkı Murat’ın Mahmut’a vedası gibi.
Tuğba Tunçer
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.