Keşke Bir Kedi Sevseydiniz

 

Turgut Uyar ne güzel söylemiş;

“Keşke bir şiir okumuş,
bir kedi sevmiş olsaydınız…”

Bazen bir kedinin başını okşarken
insanın eli yavaşlıyor.
Nedense o anda
dünyanın bütün telaşı
birkaç dakikalığına susuyor.

Kedi de susuyor.
Gözlerini kısıp
elinin altında biraz daha sokuluyor.

İnsan o sırada düşünüyor:
Demek ki güvenmek
böyle küçük bir şeymiş.

Bir şiir de öyle.
Okuyup geçince
sadece kelime kalıyor geriye.
Ama bir dize
içine dokundu mu
gece boyu peşinden geliyor.

Bir çocuğun korkmuş gözlerine
uzun uzun bakamıyoruz artık.
Bakarsak içimiz acıyacak diye
başımızı çeviriyoruz.

Sokakta üşüyen bir kedi görüyoruz,
“Biri bakar,” deyip geçiyoruz.

Bir ağaç kesiliyor.
Kuşun yuvası
dalın üstünde bir anda
boşlukta kalıyor.

Biz yine işimize bakıyoruz.

Ne çok şey sığıyor
şu “işime bakıyorum” cümlesine...

Bir ölüm haberi geliyor telefona.
Okuyoruz.
Bir dakika duruyoruz.
Sonra ekranı kapatıp
çayımızdan bir yudum alıyoruz.

Oysa bir evde
o sırada bir sandalye boş kalıyor.

Bir annenin telefonu çalmıyor.
Bir çocuk
“Babam ne zaman gelecek?” diye soruyor.

Hayat devam ediyor, evet.
Ama herkes için
aynı yerden devam etmiyor.

Bir kedinin yalnızlığı da
öyle.

Kapı önünde kıvrılmış,
yağmurdan ıslanmış tüyleriyle
size bakıyor.

Konuşamıyor.

Sadece bakıyor.

Bazen insanın vicdanına
bir çift göz yeter.

Merhamet dediğimiz şey
öyle büyük laflar istemiyor.

Sıcak bir günde
bir kap su.

Kışın
bir parça yiyecek.

Üşüyen bir cana
“Git” dememek.

Yere düşenin koluna
kimse görmeden girmek.

Bazen de
hiçbir şey söylemeden
yanında oturmak.

Hepsi bu.

Şiir de biraz böyle değil mi?

Bir dizeye rastlarsın,
geçemezsin.

Bir kelime
yıllardır unuttuğun
bir yeri açar içinde.

Sonra kitabı kapatırsın
ama şiir kapanmaz.

Keşke bir kedi sevseydik
gerçekten.

Öyle çocukluğumuzda
bir kez değil;
sokağın köşesinde,
apartman girişinde,
yağmurun altında
bir can bize baktığında
durup sevseydik.

Belki ağacın dalını
kırmadan önce
yuvasını görürdük.

Belki bir insanı kırarken
onun da geceleri
tek başına kaldığını
hatırlardık.

Çünkü dünya
bizim tapulu malımız değil.

Biz gidince
sokak yine orada olacak.

Ağaç yine yaprak verecek.
Serçe yine sabahın bir yerinde
çatının kenarına konacak.
Bir kedi
aynı kaldırımda
güneş arayacak.

Biz olmayacağız.

Adımız da
bir süre sonra
birkaç kişinin hatırasında kalacak.

Ama bir el
bir kedinin başını okşamışsa,
bir başka el
yere düşeni kaldırmışsa,
bir insan
hiç kimse bilmeden
başka birinin yarasına dokunmuşsa...

Belki hayat
orada biraz daha güzel
olmuştur.

Bana kalırsa
insandan geriye
büyük sözler kalmıyor.

Bir bakış kalıyor.
Bir iyilik kalıyor.
Bir kedinin başında
birkaç saniye duran el kalıyor.

Ve yıllar sonra bile
hatırladığında içini ısıtan
o küçücük şey...

Keşke bir şiir okusaydınız.

Keşke bir kedi sevseydiniz.

Dünyayı değiştirmek için değil;

hiç değilse
bir canlının
sizin yanınızda
bir anlığına
korkmadan durabilmesi için.

Hikmet Metin Çavdar

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

kedi turgut uyar çocuk ağaç