Çok koşan çabuk yorulur!
Eskilerin bir sözü vardır: Çok koşan çabuk yorulur.
Bu sözün siyasette de karşılığı var. Hatta bazı siyasetçilerin yaşadıklarına bakınca insan, bu sözün tam da onlar için söylendiğini düşünüyor.
Siyasette elbette mücadele edeceksin. Bir hedefin olacak, o hedefe ulaşmak için çalışacaksın. Aday olacaksın, yarışacaksın, kazanmak isteyeceksin. Bunların hiçbirinde yanlış bir taraf yok.
Ama her seçimde aday olmak istemek, her makam için adının geçmesini beklemek, önüne çıkan her fırsatta ben de varım demek başka bir şey.
Bir yerde il başkanlığı seçimi olur, adaylık hesabı başlar. Başka bir yerde belediye başkanlığı gündeme gelir, yine aynı isim ortaya çıkar. Milletvekilliği konuşulur, o da kendisini bu yarışın içinde görür.
Peki, insan hiç durup kendisine sormaz mı?
Ben bu kadar çok koşarken ne kazanıyorum? Yanımda kimleri götürüyorum, kimleri yoruyorum? İnsanlar gerçekten beni mi istiyor, yoksa artık aynı adaylık tartışmalarını duymaktan mı sıkılıyor?
İşte siyasette asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü siyaset yalnızca aday olmaktan ibaret değil. Bazen beklemek, bazen geri çekilmek, bazen de başka bir isme yol açmak gerekir. Her seçimde kendini ortaya atmak, siyasi güç göstergesi değildir.
Aksine, bir süre sonra insanın kendi ağırlığını kaybetmesine neden olabilir.
Her seçimde aynı isim, aynı beklenti...
Bir siyasetçiyi düşünün. Neredeyse her seçim döneminde adı gündeme geliyor. Hangi görev için seçim yapılacaksa orada onun da adaylık beklentisi var.
İlk zamanlarda insanlar bunu siyasi cesaret olarak görebilir. Mücadeleci derler, çalışkan derler, siyaseti seviyor derler.
Ama zaman geçtikçe aynı şeyleri duymaktan insanlar da yoruluyor.
Çünkü teşkilatların da bir sabrı var. Seçmenin de bir tahammülü var. Herkesin kendi hayatı, kendi mücadelesi, kendi beklentisi var. Kimse sürekli bir kişinin adaylık hesaplarının içinde yaşamak zorunda değil.
Üstelik siyaset sadece aday olanlardan ibaret değil. O adayların arkasında çalışan, gecesini gündüzüne katan, seçim zamanı kapı kapı dolaşan insanlar var.
Onların emeği ne olacak?
Her seçimde yeni bir adaylık tartışması başladığında, teşkilatın enerjisi de bu tartışmaların içinde kayboluyor. İnsanlar hizmeti, projeyi, partinin geleceğini konuşacağına yine kimin aday olacağını konuşuyor.
Bir süre sonra bıkkınlık başlıyor.
Bunu görmek istemeyenler olabilir ama siyaset biraz da insanları okuyabilme işidir.
Herkesin bir sabrı var
Bir insanın sürekli aday olması kadar, çevresindekilerin sürekli aynı heyecana ortak olmasının beklenmesi de yorucu.
Bugün yanında duran insan yarın durmak istemeyebilir. Dün seni destekleyen, bugün başka bir ismin arkasında durabilir. Bunun adı vefasızlık değildir. İnsanların da tercihleri, düşünceleri ve beklentileri değişir.
Siyasetçi bunu kabul etmek zorunda.
Kimse bir partinin sahibi değil. Hiç kimse kendisini her seçimde doğal aday olarak göremez. Bir görev için mücadele etmek başka, o görevin kendisine ait olduğunu düşünmek başka.
Bence bazı siyasetçilerin en büyük yanılgısı da burada.
Kendi isteklerini, teşkilatın ve seçmenin isteğiyle karıştırıyorlar. Çevresindeki birkaç kişinin desteğini bütün tabanın desteği sanıyorlar. Her seçimde adaylık konuşulmasını da kendilerine gösterilen ilgi olarak yorumluyorlar.
Oysa bazen insanlar seni desteklediği için değil, yaşananları merak ettiği için de konuşabilir.
Bunu ayırt edemeyen, siyasette nerede durduğunu da doğru değerlendiremez.
Biraz da başkalarına fırsat vermek gerekiyor
Siyasette yeni isimlere ihtiyaç var. Yeni fikirler, yeni heyecanlar ve farklı yüzler gerekiyor.
Ama her seçimde aynı kişiler öne çıkarsa, yeni insanların kendilerini göstermesi nasıl mümkün olacak?
Yıllardır emek veren, teşkilatın içinde çalışan, bir görev verilmesini bekleyen insanlar var. Onların da hayalleri, hedefleri var.
Bir kişinin sürekli adaylık peşinde koşması, başkalarının önünü kapatmamalı.
Bazen insanın yapacağı en doğru şey geri çekilmektir. Bu, kaybetmek anlamına gelmez. Tam tersine, nerede duracağını bilmek anlamına gelir.
Fakat her seçimde kendisini yarışın içinde görmek isteyen biri için geri çekilmek kolay değildir. Çünkü zamanla adaylık, bir hedef olmaktan çıkar ve alışkanlığa dönüşür.
İnsan artık kazanıp kazanamayacağını değil, aday olup olmayacağını düşünmeye başlar.
İşte o noktada siyasetin gerçeklerinden uzaklaşır.
Kendi sonunu kendi hazırladı
Bugün gelinen noktaya baktığımızda, bazı siyasi tükenişlerin arkasında rakiplerden çok kişinin kendi tercihleri olduğunu görüyoruz.
Her seçimde ortaya çıkmak, her göreve talip olmak, sürekli kendini gündemde tutmaya çalışmak...
Başlangıçta siyasi hareketlilik gibi görünen bu durum, zamanla insanın aleyhine dönüyor.
Bir bakıyorsunuz, dün arkasında kalabalıklar olan isim bugün aynı desteği bulamıyor. Eskisi kadar heyecan yaratmıyor. Adaylığı konuşulduğunda insanlar eskisi gibi ilgi göstermiyor.
Peki, neden?
Belki de insanlar artık yeni bir şey duymak istiyor. Belki aynı isimleri, aynı hesapları, aynı adaylık tartışmalarını görmekten bıktılar.
Bunun farkına varmak yerine suçu başkalarında aramak ise yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri.
Çünkü insan bazen kendi önünü kendi kapatır.
Rakiplerinin yapamadığını, kendi ısrarıyla başarır.
Siyasette her kayıp bir seçim sandığında yaşanmaz. Bazen insan desteğini yavaş yavaş kaybeder. Bunun farkına vardığında ise toparlanmak için çok geç kalmış olabilir.
Siyaset biraz da haddini ve zamanını bilmektir
Burada söylemek istediğim, kimse aday olmasın, kimse mücadele etmesin değil.
Elbette herkes aday olabilir. Herkes kendisini bir göreve layık görebilir. Ama siyasette biraz da zamanlama diye bir şey var.
Her fırsatta ortaya çıkmak yerine doğru zamanı beklemek gerekir. Her koltuğa talip olmak yerine gerçekten yapabileceğin, karşılık bulabileceğin bir görev için mücadele etmek gerekir.
Daha önemlisi, kendini değil, içinde bulunduğun siyasi hareketi düşünmek gerekir.
Çünkü bir partinin başarısı bir kişinin adaylık hevesinden daha önemlidir.
Bugün bir göreve sen gelirsin, yarın başkası gelir. Siyaset böyle bir şey. Bunu kişisel mesele hâline getirmeye gerek yok.
Ama bazıları bunu kabullenemiyor. Her seçimde yeniden sahneye çıkmak, adını duyurmak, kendisini hatırlatmak istiyor.
Sonra da neden eskisi kadar destek görmediğini anlamaya çalışıyor.
Belki de cevabı çok basit:
İnsanları yordun.
Teşkilatı yordun.
Seçmeni yordun.
En sonunda kendini de yordun.
Siyasette hızlı yükselmek mümkün. Bir dönem herkesin konuştuğu isim olabilirsin. Her toplantıda, her seçimde, her siyasi tartışmada adın geçebilir.
Ama önemli olan, bütün bunlardan sonra geriye ne bıraktığındır.
Kaç kez aday olduğun değil, kaç kişinin gönlünde yer edindiğin önemlidir.
Kaç seçimde yarıştığın değil, insanların sana neden güvenmesi gerektiğidir.
Bazen bir adım geri atmak, on adım ileri gitmekten daha değerlidir. Ama insan bunu anlayamazsa kendi yolunu kendi kapatır.
Şimdi dönüp bakmak gerekiyor. Her seçimde adaylık hesabı yapmak, her makam için ben de varım demek ne kazandırdı?
Bir dönem siyasi gündemin merkezinde olmak, bugün aynı karşılığı bulabiliyor mu?
Belki de artık bunları düşünmenin zamanı gelmiştir.
Çünkü siyaset kimsenin kişisel mülkü değil. Kimse vazgeçilmez değil. Herkesin bir dönemi var. Önemli olan o dönemi doğru değerlendirebilmek.
Çok koştu, çok istedi, her yerde olmak istedi. Ama belli ki bu koşu onu da yordu, çevresindekileri de...
Sonunda da sürekli aday olma isteğiyle kendi siyasi geleceğine kendisi zarar verdi.
Ne diyelim, eskiler boşuna söylememiş: Çok koşan çabuk yorulur. Siyasette ise herkesten önce koşmaya çalışan, bazen finiş çizgisine varmadan yarışın dışında kalır.
Hikmet Metin Çavdar
Genel
Yayınlanma: 06 Kasım 2026 - 21:33
SİYASETTE HIZLI YÜKSELİŞ, HIZLI BİTİŞ...
Genel
06 Kasım 2026 - 21:33
İlginizi Çekebilir









