İnsan halk İçin Değil, Nefsi İçin Yaşar Olmuş!
Siyaset işte böyle bir şey olmuş…Dün yan yana yürüdüğün insanla bugün selamlaşamıyorsun. Dün kardeşim diyen, bugün yüzüne bakmıyor. Bir zamanlar aynı masada oturmuşsun, aynı şeylere kızmış, aynı umutlarla yola çıkmışsın. Sonra bir makam meselesi çıkıyor, bir liste hazırlanıyor, hesaplar değişiyor… Bakıyorsun, dün beraber yürüdüklerin bugün başka saflarda.
İnsan ister istemez soruyor: Biz bu yola bunun için mi çıktık?Hani halkın derdi vardı? Hani geçim sıkıntısı çeken insanın yanında olacaktık? Hani çiftçinin, emeklinin, işçinin, iş arayan gencin sesi olacaktık?Ne ara bunları bir kenara bırakıp kimin hangi koltuğa oturacağını konuşur olduk?Bugün siyasette insanı yoran şeylerden biri de bu. Dün başka konuşanların bugün söylediklerini unutması, dün yanında duranları işleri değişince yok sayması… Bir zamanlar yere göğe sığdıramadıkları insanları, çıkarları uyuşmayınca bir anda gözden çıkarması.Sonra da herkes halk için
siyaset yaptığını söylüyor.
İyi de hangi halk?Pazarda filesini dolduramayan vatandaş mı? Emekli maaşıyla ayı tamamlamaya çalışan insanlar mı? Borcunu ödemek için yeniden borçlanan esnaf mı? Çocuğunun geleceği için kaygılanan anne babalar mı?Onların derdi yerli yerinde duruyor. Geçim sıkıntısı bitmiş değil. Ama bazı siyasetçilerin gündemine bakıyorsun, memleketin meselesinden çok kimin hangi göreve geleceği konuşuluyor.Halk geçim derdinde, siyasetçi
koltuk derdinde…Sonra çıkıp dava diyorlar.Kusura bakmayın ama dava dediğiniz şey, işinize geldiğinde hatırlayacağınız bir söz değildir. Birlikte yürüdüğün insanı yalnızca sana faydası dokunduğu sürece yanında tutmak da dava arkadaşlığı değildir.
İnsan bazen desteklediği kişilerden dolayı hayal kırıklığı yaşıyor. İnanıyor, güveniyor, emek veriyor. Bir şeylerin değişeceğini düşünüyor. Sonra bakıyor ki değişen pek bir şey yok. İsimler değişmiş, koltuklar el değiştirmiş, hesaplar yeniden yapılmış.Halk yine kendi derdiyle baş başa kalmış.Beni düşündüren de bu.Bir insan fikrini değiştirebilir, başka bir yol seçebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ama dün savunduğu insanları bugün neden yok saydığını, dün doğru dediğine bugün neden sırt çevirdiğini de açıklayabilmeli.Kimse her koşulda aynı yerde durmak zorunda değil. Fakat kendi hesabını halkın davası gibi anlatmaya da hakkı yok.Siyasette insanın nasıl biri olduğu, her şey istediği gibi giderken anlaşılmıyor. Asıl mesele, işler tersine döndüğünde ortaya çıkıyor.Beklediğin görev verilmediğinde ne yapıyorsun? İstediğin isim listeye girmediğinde nasıl davranıyorsun? Dün beraber yürüdüğün insanla çıkarların çatışınca onu bir anda silip atıyor musun?İşte o zaman bazı şeyler daha açık görülüyor.
Bir de eleştiriye tahammül edemeyenler var. Destek verirken iyisin, soru sorunca kötü. Yanlarında dururken değerlisin, yanlış gördüğünü söyleyince birden istenmeyen insan oluyorsun.Olmaz böyle şey.Bir insana destek vermek, yaptığı her şeyi doğru bulmak değildir. Bir siyasi yapının içinde olmak da susmak zorunda olmak anlamına gelmez. Yanlış gördüğün şeyi söyleyemiyorsan, orada dönüp düşünmek gerekir.Ben kimsenin her dediğine evet demek zorunda değilim. Kimse de bana sırf aynı yolda yürüdük diye susmam gerektiğini söyleyemez.Çünkü siyaset, bir kişinin etrafında dönmekten ibaret değil. Hiç kimse bir partinin, bir davanın ya da bir makamın sahibi değil.
Bugün birileri koltuk uğruna birbirini kırıyor olabilir. Kimi istediği yere gelemeyince küsebilir, kimi dün savunduğu insanı bugün karşısına alabilir. Ama bütün bunların hesabını yalnızca kendi aralarında görüp geçemezler. Çünkü ortada kendilerine güvenen, destek veren, değişim bekleyen insanlar var.Onlara ne olacak?Seçim zamanı kapı kapı dolaşıp destek isteyeceksin. İnsanlara söz vereceksin. Sonra işler istediğin gibi gidince o insanları unutacaksın. Bir de çıkıp halk için çalıştığını söyleyeceksin.
İnsan sormaz mı: Madem halk için yola çıktın, neden ilk hesabın kendi yerin oldu?Elbette siyasette görevler olacak, seçimler yapılacak, insanlar yarışacak. Mesele bu değil. Mesele, bir görev uğruna insanların birbirini harcaması, kişisel hesapların verilen sözlerin önüne geçmesi.
Dün birlikte yürüdüğün insanı bugün bir listeye giremedi diye yok sayıyorsan, orada bir sorun var demektir. Eleştiri duyunca kapıları kapatıyorsan, birlik sözünün ne anlamı kalır? Herkes senden yana olduğunda dost, itiraz ettiğinde düşman oluyorsa hangi ilkeden bahsediyorsun?Bunlar cevapsız bırakılacak sorular değil.Benim derdim birilerinin makam sahibi olması değil. Mesele, o makama gelene kadar söyledikleriyle oraya geldikten sonra yaptıklarının birbirini tutup tutmadığı.
Çünkü siyaset yalnızca konuşmakla olmuyor. Verdiğin sözün arkasında duracaksın. Yanında yürüyen insanlara çıkarın bittiğinde sırtını dönmeyeceksin. Halkın karşısına hangi vaatlerle çıktıysan, dönüp o vaatlerin hesabını vereceksin.Bunu yapamıyorsan, kimse kusura bakmasın, halkın karşısına çıkıp yalnızca güzel sözler söylemekle bu iş yürümüyor.
Halkın oyunu almak kolay, o oyun sorumluluğunu taşımak zordur.İnsanların siyasete güveni kendiliğinden azalmıyor. Verilen sözler tutulmadığında, aynı yanlışlar tekrarlandığında, kişisel hesaplar halkın önüne geçtiğinde o güven de yavaş yavaş kayboluyor.Sonra dönüp neden kimse inanmıyor diye soruyoruz.Belki de önce kendimize bakmamız gerekiyor.Dün ne söyledik, bugün ne yapıyoruz? Bizi destekleyen insanları gerçekten önemsiyor muyuz, yoksa işlerimize yaradıkları sürece mi yanımızda tutuyoruz? Halkın derdiyle ne kadar ilgileniyoruz, kendi geleceğimiz için ne kadar uğraşıyoruz?Bu soruların muhatabı yalnızca birileri değil. Siyasette söz sahibi olan herkes, kendisine yakın gördüğü isimler de dâhil, bu sorulara cevap verebilmeli.Çünkü eleştiri yalnızca karşı tarafa yapılınca anlamlı olmuyor.Ben artık şuna bakıyorum: İnsan ne söylediğinden çok, işler istediği gibi gitmediğinde ne yaptığıyla kendini belli ediyor. Dün savunduğu insanı bugün hangi gerekçeyle karşısına aldığına, verdiği sözleri tutup tutmadığına bakıyorum.Laf çok. Herkes halktan yana olduğunu söylüyor. Ama iş icraata ve hesap vermeye gelince kimin nerede durduğu daha iyi anlaşılıyor.
Siyaset halkın derdini unutup kişisel hesapların peşine düştüğünde, geriye koltuk kavgasından başka ne kalır?İnsan halk için çıktığı yolda bir süre sonra kendisini halktan daha önemli görmeye başlıyorsa, orada durup düşünmek gerekir.Çünkü halk kimsenin siyasi kariyer basamağı değil. Kimse kendisine verilen desteği kişisel mülkü gibi göremez. O insanlar sana inandı diye sana ömür boyu borçlu kalmaz. Asıl sorumluluk, o güveni boşa çıkarmamaktır.Siyaset işte böyle bir şey olmuş…
Bir zamanlar aynı yolda yürüyenler, bir koltuk meselesi yüzünden birbirine düşüyor. Halkın sorunlarını konuşması gerekenler kendi hesaplarıyla uğraşıyor. Dün verilen sözler unutuluyor, bugün yeni sözler veriliyor.Sonra yine halkın karşısına çıkılıyor.Ama kimse şunu unutmamalı: Herkesin bir hesabı olabilir, fakat halkın da hafızası var. Kimin ne söylediğini, kimin ne yaptığını, kimin zor zamanda yanında durduğunu insanlar görüyor.Bugün bir göreve gelememiş olabilirsin. Yarın gelebilirsin. Bugün güçlü olabilirsin, yarın olmayabilirsin. Bunlar siyasetin içinde var.Asıl mesele, bütün bunlar değişirken senin insanlara karşı nasıl davrandığın.
Çünkü mesele koltuğa oturmak değil; o koltuğa oturmak için neleri geride bıraktığındır.Ve insanın kendisine sorması gereken soru hâlâ aynı:Biz bu yola gerçekten halk için mi çıktık, yoksa halkın desteğini alıp kendimize bir yer edinmek için mi?Bu sorunun cevabı verilen demeçlerde değil, yapılan işlerde saklı.Halkın derdiyle dertlenmeyen, kendi hesabını her şeyin önüne koyan bir siyaset anlayışının adı ne olursa olsun, bedelini eninde sonunda vatandaş ödüyor.İşte benim itirazım tam da buna.Halkın adını herkes ağzına alabilir. Asıl mesele, sıra kendi çıkarından vazgeçmeye geldiğinde kimin gerçekten halkı düşündüğüdür.
Hikmet Metin Çavdar
Çok haklısınız çok