Bir kapıyı iki kere çalmam artık.
Çünkü gördüm,
kapılar demirden değil,
çıkarlardan yapılmış.
Tokmaklar susturulmuş,
kilitler saraylardan dökülmüş,
anahtarlar üç beş cebin
karanlığında pas tutuyor.
Çalarsın...
İçeriden
adalet yerine sessizlik düşer.
Açılırsa,
çay değil yalnız,
umut da demlenir sofralarda.
Bir işçinin nasırlı eli,
bir emeklinin titreyen avucu,
bir öğrencinin yarım kalan düşü
aynı ekmeği bölüşür.
Ama açılmazsa...
Rüzgâr anlatır
hangi fabrikanın sustuğunu.
Yağmur söyler
hangi tarlanın kuruduğunu.
Bir annenin gözyaşı
hangi evde tencerenin
yine kaynamadığını bilir.
Ben yürürüm.
Çünkü biliyorum,
gitmek isteyen yalnız insanlar değildir.
Adalet de gider bazen,
utanma da,
vicdan da...
Bir sabah uyanırsın,
meydan yerindedir,
bayrak yerindedir,
şehir yerindedir.
Eksik olan
insanın insana güvenidir.
Ey memleket!
Çocuklar oyuncak değil,
gelecek istiyor.
Gençler nasihat değil,
yarın istiyor.
Emekçiler alkış değil,
emeğinin karşılığını istiyor.
Çiftçi gökten vaat değil,
topraktan bereket istiyor.
Yaşlılar sadaka değil,
onurlu bir ömür istiyor.
Ama kürsüler yükseldikçe
insan küçülüyor.
Makamlar büyüdükçe
ekmek inceliyor.
Mikrofonlar çoğaldıkça
hakikat kısılıyor.
Ve birileri
her akşam
aynı masalları anlatıyor.
Biz ise
aynı kuyruğun sonunda
aynı ekmeği bekliyoruz.
Bir kapıyı iki kere çalmam.
Çünkü biliyorum,
halkın kapısı
kilit tutmaz.
Bir gün açılırsa
hep birlikte açılır.
Bir gün gülerse
bir çocuğun yüzüyle güler.
Bir gün doğrulursa
bir işçinin beliyle doğrulur.
Bir gün konuşursa
bin yıllık suskunluğu yırtar.
Ben kırıldım.
Yalnız ben değil...
Bu memleketin kaldırımları kırıldı.
Okulları kırıldı.
Hayalleri kırıldı.
Sofraları kırıldı.
İnsanların birbirine bakışı kırıldı.
Ama biliriz.
Demir ateşte dövülür.
Toprak yağmurla dirilir.
Halk ise
en çok
yoklukta birbirini öğrenir.
Ve gün gelir,
bir türkü
bir meydandan ötekine yürür.
Bir ekmek
bin sofraya bölünür.
Bir çocuk
korkmadan güler.
Bir kadın
başını eğmeden yürür.
Bir emekçi
alnının teriyle övünür.
İşte o gün
kimse kimsenin kapısını çalmaz.
Çünkü kapılar kalkar.
Duvarlar kalkar.
Korkular kalkar.
Ve memleket,
yeniden
insanın evi olur.
O güne kadar
ne susarım,
ne eğilirim,
ne de umudumu
bir seçim afişine asarım.
Ben,
yenilmeyi değil,
halkla birlikte
yürümeyi seçtim. Hikmet Metin Çavdar
Çünkü gördüm,
kapılar demirden değil,
çıkarlardan yapılmış.
Tokmaklar susturulmuş,
kilitler saraylardan dökülmüş,
anahtarlar üç beş cebin
karanlığında pas tutuyor.
Çalarsın...
İçeriden
adalet yerine sessizlik düşer.
Açılırsa,
çay değil yalnız,
umut da demlenir sofralarda.
Bir işçinin nasırlı eli,
bir emeklinin titreyen avucu,
bir öğrencinin yarım kalan düşü
aynı ekmeği bölüşür.
Ama açılmazsa...
Rüzgâr anlatır
hangi fabrikanın sustuğunu.
Yağmur söyler
hangi tarlanın kuruduğunu.
Bir annenin gözyaşı
hangi evde tencerenin
yine kaynamadığını bilir.
Ben yürürüm.
Çünkü biliyorum,
gitmek isteyen yalnız insanlar değildir.
Adalet de gider bazen,
utanma da,
vicdan da...
Bir sabah uyanırsın,
meydan yerindedir,
bayrak yerindedir,
şehir yerindedir.
Eksik olan
insanın insana güvenidir.
Ey memleket!
Çocuklar oyuncak değil,
gelecek istiyor.
Gençler nasihat değil,
yarın istiyor.
Emekçiler alkış değil,
emeğinin karşılığını istiyor.
Çiftçi gökten vaat değil,
topraktan bereket istiyor.
Yaşlılar sadaka değil,
onurlu bir ömür istiyor.
Ama kürsüler yükseldikçe
insan küçülüyor.
Makamlar büyüdükçe
ekmek inceliyor.
Mikrofonlar çoğaldıkça
hakikat kısılıyor.
Ve birileri
her akşam
aynı masalları anlatıyor.
Biz ise
aynı kuyruğun sonunda
aynı ekmeği bekliyoruz.
Bir kapıyı iki kere çalmam.
Çünkü biliyorum,
halkın kapısı
kilit tutmaz.
Bir gün açılırsa
hep birlikte açılır.
Bir gün gülerse
bir çocuğun yüzüyle güler.
Bir gün doğrulursa
bir işçinin beliyle doğrulur.
Bir gün konuşursa
bin yıllık suskunluğu yırtar.
Ben kırıldım.
Yalnız ben değil...
Bu memleketin kaldırımları kırıldı.
Okulları kırıldı.
Hayalleri kırıldı.
Sofraları kırıldı.
İnsanların birbirine bakışı kırıldı.
Ama biliriz.
Demir ateşte dövülür.
Toprak yağmurla dirilir.
Halk ise
en çok
yoklukta birbirini öğrenir.
Ve gün gelir,
bir türkü
bir meydandan ötekine yürür.
Bir ekmek
bin sofraya bölünür.
Bir çocuk
korkmadan güler.
Bir kadın
başını eğmeden yürür.
Bir emekçi
alnının teriyle övünür.
İşte o gün
kimse kimsenin kapısını çalmaz.
Çünkü kapılar kalkar.
Duvarlar kalkar.
Korkular kalkar.
Ve memleket,
yeniden
insanın evi olur.
O güne kadar
ne susarım,
ne eğilirim,
ne de umudumu
bir seçim afişine asarım.
Ben,
yenilmeyi değil,
halkla birlikte
yürümeyi seçtim. Hikmet Metin Çavdar






