Türkiye'de Siyasetin Kırılma Noktası

Türkiye’de bugün yaşanan tabloya bakıldığında iktidarın artık toplumsal rızayı ikna yoluyla üretme kapasitesini büyük ölçüde kaybettiği görülüyor.

Ekonomik krizin her geçen gün daha fazla derinleşmesi, emeklilerin geçim mücadelesi, işçilerin ve sendikaların artan tepkisi, üreticinin ve esnafın yükselen isyanı; iktidarın uzun yıllar boyunca üzerine inşa ettiği siyasal zeminin ciddi biçimde aşındığını ortaya koyuyor. Üstelik bu huzursuzluk artık yalnızca büyükşehirlerin muhalif mahallelerinde değil; bir dönem iktidarın en güçlü kaleleri olarak gösterilen Anadolu kentlerinde de açıkça hissediliyor.

Tam da bu noktada iktidarın tercih ettiği yöntemin demokratik rekabetten ziyade baskı mekanizmalarını genişletmek olduğu görülüyor. Gazetecilerden sendikacılara, aktivistlerden belediye başkanlarına kadar farklı toplumsal kesimler üzerinde kurulan hukuki ve siyasi baskılar, kamuoyunda yalnızca bir “hukuk uygulaması” olarak değil, zayıflayan desteği telafi etmeye dönük bir siyasal mühendislik hamlesi olarak okunuyor. Muhalefetin görünür aktörlerinin hedef alınması, yalnızca bireysel hesaplaşma değil; toplumsal muhalefetin moralini kırmaya dönük sistematik bir strateji izlenimi veriyor.

Özellikle son dönemde muhalefetin iki önemli figürü olan Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel üzerinden yürütülen sert siyasi tartışmalar, iktidarın muhalefeti parçalama ve etkisizleştirme arzusunun bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Çünkü mevcut ekonomik tablo, hayat pahalılığı ve derinleşen gelir adaletsizliği karşısında toplumsal memnuniyetsizliğin büyüdüğü bir dönemde, iktidarın dikkatleri başka alanlara çekme ihtiyacı daha görünür hale geliyor.

Buradaki temel mesele şu: Bir siyasal iktidar, halkın desteğini ekonomik refah, adalet ve güven duygusuyla tahkim edemediğinde çoğu zaman kontrolü başka araçlarla sağlamaya yönelir. Türkiye’de bugün yaşanan tartışmaların merkezinde de tam olarak bu soru var. Toplumun önemli bir kesiminde oluşan kanaat, iktidarın demokratik meşruiyetini güçlendirmek yerine siyasal alanı daraltarak varlığını sürdürmeye çalıştığı yönünde.

Ancak tarihin gösterdiği bir gerçek var: Baskı, kısa vadede sonuç üretse bile uzun vadede toplumsal değişim talebini ortadan kaldırmaz. Aksine, biriktirir.

Türkiye’de yükselen itirazın kaynağı yalnızca muhalefet partileri değil; geçim derdiyle boğuşan emekliler, geleceğini kaygıyla izleyen gençler, üretim yapamaz hale gelen çiftçiler ve sesini duyurmak isteyen milyonlarca yurttaştır. Siyasetin geleceğini belirleyecek olan da tam olarak bu biriken toplumsal iradenin nasıl şekilleneceği olacaktır.

hchaberajansi-EDİTÖR

 

türkiye siyaset akparti chp halk özgür özel