Sakarya Yeni Parti İl Başkanlığı Ön Seçimi: Ecevit Keleş Neden Kaybetti, Selda Sezgin Neden Kazandı?
Sandık Hesabı Kesti: Keleş Neden Kaybetti, Sezgin Şimdi Ne Yapacak?
Siyasette bazı sonuçlar vardır...
Üzerine ne kadar konuşursanız konuşun, sandığın söylediğini değiştiremezsiniz.
Sakarya'daki Yeni Parti İl Başkanlığı ön seçimi de tam olarak böyle bir sonuç ortaya çıkardı.
Selda Sezgin 3.886 oy aldı.
Ecevit Keleş 3.359 oyda kaldı.
Aradaki fark 527.
Yani sandık, küçük bir farkla değil, açık bir tercihle konuştu.
Şimdi herkesin birbirine aynı soruyu sorması gerekiyor:
Ecevit Keleş neden kaybetti?
Ve hemen arkasından ikinci soru:
Selda Sezgin neyi doğru yaptı?
Çünkü bu seçimi yalnızca “Sezgin kazandı, Keleş kaybetti” diye okumak, sandığın verdiği mesajı anlamamak olur.
Tecrübe vardı ama yetmedi
Ecevit Keleş'in siyasi geçmişini kimse yok sayamaz.
Uzun yıllara dayanan CHP geçmişi, il başkanlığı deneyimi, milletvekili adaylığı ve siyasi çevresi var.
Bütün bunlar önemli.
Ama siyasetin acımasız bir tarafı vardır:
Geçmişte ne yaptığınız, bugün kaç kişinin size güvendiğini otomatik olarak belirlemez.
İşte Keleş'in önündeki en büyük soru da burada.
Tecrübe vardı.
Tanınmışlık vardı.
Siyasi geçmiş vardı.
Peki sandıkta neden çoğunluk oluşmadı?
Bence bu sorunun cevabını “teşkilat anlamadı”, “üyeler yanıldı” ya da “şu kişi yüzünden kaybedildi” gibi kolay açıklamalarda aramak yanlış.
Belki de mesele çok daha basit:
Üyeler bu kez başka bir siyasi hikâye görmek istedi.
Ve sandıkta bunun karşılığını verdi.
Ankara'dan, eski dostluklardan, siyasi ağırlıktan oy gelmiyor
Bu seçimde dikkat çekici bir başka nokta da destek dengeleri.
Keleş'in arkasında parti içerisinde etkili isimlerin bulunduğu konuşuldu.
Fakat sonuç ortada.
Bu bize siyasetin değişmeyen bir gerçeğini yeniden gösterdi:
Teşkilatta ağırlığınız olabilir; ama sandıkta her üyenin oyu bir tanedir.
Bir ismin arkasına onlarca siyasi aktör sıralanabilir.
Ama üyeler başka bir isimde karar kılmışsa, bütün o hesaplar bir anda boşa düşebilir.
Burada kimseyi suçlamak gerekmiyor.
Hatta “falancanın desteği Keleş'i geriletti” demek için elimizde yeterli veri de yok.
Ama şu açık:
Sandık, siyasi ağırlık merkezlerinden bağımsız kendi kararını verdi.
Bence seçimin en önemli mesajlarından biri budur.
Sezgin'in başarısını da küçümsememek gerekiyor
Şimdi işin diğer tarafına bakalım.
Selda Sezgin 3.886 oy aldı.
Bu rakamı yalnızca Keleş'in kaybıyla açıklamak haksızlık olur.
Çünkü bir seçimde rakibiniz hata yapmış olabilir.
Ama siz de kazanmak için bir şeyler doğru yapmışsınızdır.
Sezgin'in lehine adayların çekilmesi, bazı isimlerin desteğinin onun etrafında toplanması elbette önemli.
Ancak bu desteklerin tamamının sandıkta birebir oya dönüştüğünü söyleyemeyiz.
Bunu söylemek için elimizde veri yok.
Fakat bir gerçek var:
Sezgin farklı çevreleri aynı sandıkta buluşturmayı başardı.
Siyasette bunun adı küçümsenmeyecek bir başarıdır.
Çünkü insanları aynı adayın etrafında toplamak, hele parti içi rekabette, sanıldığı kadar kolay değildir.
Hendek'te verilen mesajı kimse görmezden gelmemeli
Seçim sonuçlarının ilçe bazındaki fotoğrafına baktığımızda daha çarpıcı bir tablo çıkıyor.
Hendek'te Sezgin 558 oy alırken Keleş 174'te kaldı.
Fark: 384 oy.
Dikkat edin...
İki aday arasındaki toplam fark 527.
Yani sadece Hendek'teki fark bile genel sonucun çok önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Serdivan'da da Sezgin 550, Keleş 411 oy aldı.
Burada da Sezgin'in 139 oyluk üstünlüğü var.
Ama Akyazı'ya baktığınızda tablo tamamen değişiyor.
Keleş 255, Sezgin 59.
Bu kez Keleş 196 oy önde.
Demek ki Sakarya teşkilatı tek bir fotoğraftan ibaret değil.
Bir yerde Keleş güçlü.
Bir yerde Sezgin.
Bu da bize şunu söylüyor:
Seçim yalnızca iki isim arasında değil, aynı zamanda ilçelerdeki teşkilat dengeleri arasında da yaşandı.
Dolayısıyla bundan sonra yapılması gereken şey, “Biz kazandık, siz kaybettiniz” demek değil.
İlçe ilçe sandığı okumak.
Kim nerede güçlüydü?
Kim nerede zayıftı?
Hangi teşkilat neden bir adaya yöneldi?
Hangi bölgelerde beklenti değişti?
Asıl siyasi analiz burada başlıyor.
Keleş için alarm zili çaldı mı?
Bence evet.
Ama bu, “Keleş'in siyasi hayatı bitti” anlamına gelmiyor.
Tam tersine.
Bu sonuç Keleş açısından ciddi bir uyarıdır.
Çünkü siyasetçilerin bazen kazanırken değil, kaybederken kendilerini daha iyi tanıma fırsatı olur.
Keleş'in şimdi aynaya bakıp şu soruları sorması gerekiyor:
Üyeler neden başka bir adayda birleşti?
Sahada hangi noktada eksik kalındı?
Geçmişteki siyasi ağırlık neden bugünkü sandık desteğine dönüşmedi?
Teşkilatın yeni beklentisi doğru okunabildi mi?
Bu sorular sorulmadan yapılacak her açıklama, seçim sonucunun üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.
Siyasette kaybetmek ayıp değildir.
Ama kaybedip hiçbir şey öğrenmemek ciddi bir siyasi hatadır.
Sezgin kazandı ama rahat bir koltuğa oturmadı
Şimdi gelelim Selda Sezgin'e.
Seçimi kazandı.
Evet.
Ama aslında onun için daha zor dönem şimdi başlıyor.
Çünkü artık karşısında bir rakip yok.
Karşısında 3.359 kişilik bir siyasi gerçeklik var.
Keleş'e oy veren 3.359 üye...
Bunlar düşman değil.
Bunlar aynı teşkilatın insanları.
Sezgin'in gerçek başarısı, kendi 3.886 oyunu korumak olmayacak.
Asıl başarı, Keleş'e oy verenlerle de aynı masada oturabilmek olacak.
Onları dışlamadan...
“Bize karşıydınız” demeden...
Seçim döneminin hesaplarını seçim sonrasına taşımadan...
İşte o zaman gerçekten il başkanı olur.
Çünkü adayken size oy verenleri toplarsınız; il başkanı olduğunuzda size oy vermeyenleri de kucaklamak zorundasınız.
Bu ayrımı yapamayan her yönetim, kazandığı seçimin bedelini daha sonra öder.
Asıl tehlike seçimden sonra başlar
Parti içi seçimlerin en tehlikeli tarafı şudur:
Seçim günü herkes birbirine rakiptir.
Ertesi gün ise aynı teşkilatın parçasıdır.
Eğer seçim rekabeti bittikten sonra kırgınlıklar büyürse, kazanan da aslında kaybetmeye başlar.
Çünkü parti içindeki her kırgın insan, yarının teşkilat sorununa dönüşebilir.
Bu nedenle Sezgin'in önündeki en büyük sınav sadece yönetim oluşturmak değil.
Birlik oluşturmak.
Keleş'in önündeki sınav da sadece seçimi kabullenmek değil.
Teşkilatın geleceğinde nasıl bir rol oynayacağını doğru belirlemek.
Keleş'in seçim sonrasında Sezgin'i tebrik etmesi ve birlikte çalışma mesajı vermesi bu açıdan değerli.
Bunun sözde kalmaması ise daha değerli.
Bir de şu katılım meselesi var
Ortada 9.372 kayıtlı üyeden söz ediliyor.
Kullanılan oy toplamı ise 7.245.
Bu rakam yaklaşık yüzde 77,3'e denk geliyor.
Dolayısıyla bazı açıklamalarda geçen yaklaşık yüzde 85 katılım oranıyla oy sayısı arasında açıklığa kavuşturulması gereken bir fark bulunuyor.
Bu küçük bir ayrıntı gibi görülebilir.
Bence değil.
Çünkü siyasi analiz rakamlarla yapılacaksa, önce rakamların kendisinin net olması gerekir.
Katılım kaç?
Geçerli oy kaç?
Toplam kullanılan oy kaç?
İlçe ilçe dağılım ne?
Bunlar netleştiğinde seçim çok daha sağlıklı okunabilir.
Şimdi herkesin önünde aynı soru var
Bana göre bu seçimin kazananı bugün için Selda Sezgin'dir.
Bunda tartışılacak bir şey yok.
Kaybedeni ise Ecevit Keleş'tir.
Bu da sandığın gerçeğidir.
Ama siyasette hikâye burada bitmez.
Asıl hikâye bundan sonra yazılacak.
Sezgin, aldığı 3.886 oyu bir teşkilat gücüne dönüştürebilecek mi?
Keleş, aldığı 3.359 oyun ne anlattığını doğru okuyabilecek mi?
Teşkilat, seçimden kalan kırgınlıkları geride bırakabilecek mi?
Ve en önemlisi...
Yeni Parti Sakarya'da yeni bir sayfa mı açacak, yoksa eski hesapların yeni isimlerle devam ettiği bir döneme mi girecek?
İşte bunu zaman gösterecek.
Benim gördüğüm şu:
Bu seçim sadece bir il başkanı seçmedi.
Teşkilata bir uyarı da verdi.
Geçmişin ağırlığı yetmiyor.
Siyasi tanınırlık yetmiyor.
Etkili isimlerin desteği yetmiyor.
Kürsüde güzel konuşmak da yetmiyor.
Sandıkta karşılığı olmayan hiçbir siyasi hesabın hükmü yok.
Bugün Sezgin kazandı.
Keleş kaybetti.
Ama yarın kimin kazanacağını bugünkü zafer değil, bundan sonra yapılacak siyaset belirleyecek.
Ve Sezgin için de Keleş için de artık mazeret dönemi değil, hesap verme ve kendini gösterme dönemi.
Çünkü sandık konuştu.
Şimdi sıra siyasette.
Bakalım kim gerçekten dersini çıkardı?