Sen Beni Boş Ver Gitsin
Gülüşünü
nereye koyduğumu bilmiyorum.
Fotoğraflara baktım bir ara.
Yok.
Eski mektuplara baktım.
Orada da yok.
Bir gün gömleğimin cebine
elimi attım.
Bir mendil çıktı,
iki bozuk para,
bir de eski bir fiş.
Sen yoktun.
Belki iyi oldu.
Sabahları bazen
iki bardak çay koyuyorum.
Birini içiyorum.
Öbürüne dokunmuyorum.
Soğuyor.
Sonra kaldırıyorum.
Bunu ne zamandır yaptığımı
bilmiyorum.
Sen çayı
büyük saplı bardakta içerdin.
Nedense
aklımda en çok o kalmış.
Bardaktan değil belki,
senin onu tutuşundan.
İnsan bazı şeyleri
neden hatırladığını bilmiyor.
Ev sessiz.
Çaydanlığın kapağı oynuyor.
Musluk yine damlatıyor.
“Yarın yaptıracağım,” diyorum.
Yaptırmıyorum.
Bugün seni
yağmur yağarken hatırladım.
Çok yağıyordu.
Birlikte dışarıdaydık.
Hemen eve girmiştik.
Öyle uzun uzun
yağmuru seyretmedik.
Kaçacak yer aramadık.
Islanmadan eve girelim diye
acele ettik.
Ama nedense
o yağmur kaldı aklımda.
Bir de senin sesin:
“Üstüne kalın bir şeyler alsaydın.”
O zaman biraz kızmıştım.
Şimdi düşününce
gülüyorum.
İnsan sevildiğini
bazen böyle küçük cümlelerden anlıyor.
Büyük sözlerden değil.
Sen beni boş ver.
Gitsin.
Geçen gün sofrada
herkes konuşuyordu.
Ben yemeği karıştırıyordum.
Kaşığın tabağa değen sesi
aklımda kaldı.
Telefon da masadaydı.
Yüzü aşağı dönük.
Çalmıyordu.
Çalsa ne olacaktı?
Sen aramayacaksın.
Bunu biliyorum.
Yine de bazen
ekranına bakıyorum.
Alışkanlık.
“İyiyim,” diyorum soranlara.
Ne diyeceğim başka?
Sonra eve geliyorum.
Kapının önündeki paspası
ayağımla düzeltiyorum.
Kimse gelmeyecek.
Biliyorum.
Ama kenarı kıvrılmışsa
düzeltiyorum.
Sen gelseydin
ayağın takılmasın diye mi?
Saçma.
Belki.
Sen zaten
istemediğin yerde durmadın.
Bir gün kalktın.
Ceketini aldın.
Anahtarı masaya bıraktın.
“Ben gidiyorum,” dedin mi,
hatırlamıyorum.
Belki söyledin.
Belki sadece çıktın.
Ben sana kızmadım.
Kızamadım da.
Sen gittin.
Ben kaldım.
Sonra ev aynı ev olduğu hâlde
bazı şeyler değişmiş gibi geldi.
Senin oturduğun sandalye mesela.
Büyük saplı bardağın yeri.
Mutfaktaki kavanozlar.
Aslında hiçbiri değişmemişti.
Ben öyle görüyordum.
Bir gün bakkalın önünde
elinde ekmek olan birini gördüm.
Bir an seni sandım.
Değilmiş.
Eve geldim.
Sonra geçti.
Senden sonra
kendimde bir eksiklik fark ettim.
Öyle büyük bir şey değil.
Sabah kalkıyorum.
İşe gidiyorum.
İnsanlarla konuşuyorum.
Bazen gülüyorum.
Akşam eve dönüyorum.
Anahtarı masaya bırakıyorum.
Sonra bir an duruyorum.
Ne olduğunu bilmiyorum.
Ev aynı.
Ama akşamın bir tarafı
boş kalıyor.
Bir gece eski bir kâğıt buldum.
Senin el yazın.
Tek kelime.
Okudum.
Bir daha okudum.
Katladım.
Atamadım.
Nereye koyduğumu
şimdi bilmiyorum.
Bazen bir şey ararken
o kâğıdı da arıyorum.
Seni bekledim.
Evet.
Geleceğini düşündüğümden değil.
Gelmezsen
bir şey yarım kalacak sandım.
Sonra baktım,
zaten bazı şeyler yarımmış.
Seninle başlamamış.
Seninle de bitmemiş.
Bazen aklıma geliyorsun.
Bazen günlerce gelmiyorsun.
Sonra bir bardak çay,
büyük saplı bir bardak,
bir yağmur...
Hiç ummadığım bir şey
seni getiriyor aklıma.
Sonra yine geçiyor.
Sen beni boş ver.
Gitsin.
Beni merak etme.
“İyiyim” demeyeceğim.
İyi değilim.
Ama bunu artık
saklamıyorum.
Bir gün
ikinci bardağı koymayacağım.
Belki yarın.
Belki başka bir sabah.
Belki fark etmeden.
Bir gün yağmur yağacak.
Belki yine
hemen içeri gireceğim.
Belki de
“Üstüne kalın bir şeyler alsaydın,”
diyen olmayacak.
İşte en çok
o zaman anlayacağım.
Bazı insanlar
hayatından çıkınca
sadece kendileri gitmiyor.
Sesleri de gidiyor.
Küçük cümleleri de.
Çayı nasıl içtikleri bile
evde bir süre daha kalıyor.
Şimdi hâlâ
bazen kapıya bakıyorum.
Bazen ikinci bardağı koyuyorum.
Bazen seni düşünüyorum.
Sevdim seni.
İyi sevdim mi,
onu bilmiyorum.
Eksik sevdim belki.
Biraz kendimce.
Biraz çocuk gibi.
Sen sevmedin.
Bunu da değiştiremiyorum.
Artık bunun hesabını
tutmuyorum.
Sen beni boş ver.
Gitsin.
Ben de seni
birdenbire bırakmayacağım.
Olmaz zaten.
Fotoğraf yırtmakla olmuyor.
Mektup yakmakla da.
İnsan bir sabah kalkıp
unutmuyor.
Bir gün
çayı tek bardakta içiyorsun.
Bir gün
o büyük saplı bardağı
dolabın arkasına kaldırıyorsun.
Bir gün yağmur yağıyor
ve kimse sana
“Üstüne kalın bir şeyler alsaydın,”
demiyor.
Belki böyle olacak.
Belki başka türlü.
Bilmiyorum.
Şimdilik evdeyim.
Çay var.
Ekmek var.
Musluk hâlâ damlatıyor.
Onu yarın yaptıracağım.
Gerçekten.
İkinci bardak masada.
Soğudu.
Birazdan kaldırırım.
Sen beni boş ver...
Gitsin.
Hikmet Metin Çavdar
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.