☰
✕

SELDA SEZGİN'E AÇIK ÇAĞRI: ŞİMDİ SIRA SÖZDE DEĞİL, LİSTEDE!

 

Sakarya Yeni Parti’de ön seçim bitti.

Sandık konuştu.

Selda Sezgin, Ecevit Keleş karşısında 527 oy farkla seçimi kazandı.

Şimdi önümüzde il kongresi var.

Tek listeyle gidilecek kongrede yönetim kurulu belirlenecek, kurultay delegeleri seçilecek, disiplin kurulu oluşturulacak.

Ve bana göre asıl mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü sandıkta kazanmak başka şeydir, kazandığın güveni yönetime yansıtmak başka şey.

Şimdi herkesin gözü Selda Sezgin’in hazırlayacağı listede.

Ben de buradan açıkça soruyorum:

Bu liste gerçekten liyakat listesi mi olacak?

Yoksa seçim sürecinde yanında duranların, yakınlarının, arkadaşlarının ve kendisine destek verenlerin listesi mi?

İşte bütün mesele bu.

SÖZ VERMEK KOLAY, UYGULAMAK ZOR

Siyasette “ilke” demek kolaydır.

“Liyakat” demek kolaydır.

“Adalet” demek kolaydır.

“Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz” demek kolaydır.

Ama asıl mesele, o sözleri kendi yönetimini oluştururken uygulayabilmektir.

Çünkü siyasetçinin gerçek sınavı kürsüde verdiği demeç değildir.

Kendi kadrosunu oluştururken gösterdiği tercihtir.

Bugün “liyakat” deyip yarın “bana kim destek verdi?” hesabıyla liste hazırlarsanız, söylediğiniz sözle yaptığınız iş birbirini tutmaz.

İşte kamuoyunun görmek istediği tam da budur.

Söylenen ile yapılan aynı mı?

SELDA SEZGİN'E AÇIK ÇAĞRI

Selda Sezgin...

Artık seçim bitti.

“Beni kim destekledi?” hesabını bir kenara bırakmanın zamanı geldi.

Şimdi “Sakarya Yeni Parti'ye kim ne katabilir?” sorusunu sorma zamanı.

Bu ikisi arasında çok büyük fark var.

Birincisi kişisel siyasettir.

İkincisi teşkilat siyasetidir.

Eğer gerçekten yeni bir sayfa açılacaksa, eski alışkanlıkların yeni isimlerle devam ettirilmemesi gerekir.

Yeni parti, eski yöntemlerle yönetilmemeli.

Parti içerisinde farklı görüşleri olan insanları aynı masada tutabilecek bir yönetim oluşturulmalı.

Birbirini dışlayan gruplar değil, birbirini tamamlayan insanlar aynı yönetimde buluşmalı.

Çünkü yönetim kurulu, bir kişinin çevresinden oluşan kapalı bir halka değildir.

Yönetim kurulu, partinin tamamını temsil etme sorumluluğunu taşıyan bir organdır.

GENÇLER SADECE BAYRAK ASMAK İÇİN Mİ VAR?

Bir başka mesele de gençler.

Siyasette gençlerden bahsediyoruz.

Peki gençlere gerçekten görev veriyor muyuz?

Yoksa onları yalnızca seçim zamanı hatırlayıp;

“Bayrakları asın.”

“Broşürleri dağıtın.”

“Stantta durun.”

“Sandıkta görev yapın.” mı diyoruz?

Eğer gerçekten gençlerin siyasette söz sahibi olmasını istiyorsak, onları karar mekanizmalarının içine de koymalıyız.

Genç, sadece yaş olarak genç değildir.

Yeni fikir getirebilen, teknolojiye hâkim, sahayı okuyabilen, insan ilişkileri güçlü ve sorumluluk almaktan kaçmayan herkes siyasetin geleceğidir.

Bu nedenle yeni yönetimde gençlere gerçekten sorumluluk verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

SAHAYI BİLMEYEN, SAKARYA'YI YÖNETEMEZ

Siyaset sadece toplantı salonlarında yapılmaz.

Sakarya'nın sokaklarında yapılır.

Esnafın dükkânında yapılır.

Pazarda yapılır.

Köyde yapılır.

Mahallede yapılır.

Vatandaşın derdini dinlerken yapılır.

Bu nedenle yönetimde yer alacak isimlerin sahayı bilmesi gerekiyor.

İnsanların sorunlarını dinlemeyen,

telefonuna çıkmayan,

partilisine ulaşılabilir olmayan,

mahalle teşkilatlarıyla iletişim kurmayan bir yönetim anlayışıyla güçlü teşkilat kurulamaz.

Siyasetçinin kulağı halkta, ayağı sahada olmalı.

HERKESLE AYNI MESAFE

Bence yeni yönetimin en önemli sınavlarından biri de parti içindeki dengeler olacak.

Bir yöneticinin kendisine yakın insanlarla çalışmak istemesi anlaşılabilir.

Ama siyasi parti yönetmek, özel bir arkadaş çevresi yönetmek değildir.

Bugün sana yakın olan yarın farklı düşünebilir.

Bugün seni destekleyen yarın seni eleştirebilir.

Bunların hepsi siyasetin doğasında vardır.

Önemli olan, farklı düşünene kapıyı kapatmamak.

Parti içinde farklı sesleri susturmak değil, aynı masada konuşturabilmek.

Klikleşmelerin önüne geçmek gerekiyor.

Gruplar değil, teşkilat kazanmalı.

Kişiler değil, kurum güçlenmeli.

PARTİ MUTFAĞINDA ÇALIŞANLARI DA UNUTMAYIN

Bir siyasi partinin görünmeyen emekçileri vardır.

Adını kimsenin bilmediği insanlar...

Toplantıdan önce salonu hazırlayanlar...

Saatlerce stantta duranlar...

Bayrak asanlar...

Broşür dağıtanlar...

Mahalle mahalle dolaşanlar...

Seçim gecesi sandık başında sabahlayanlar...

Onların emeğini yok saymak da doğru değildir.

Elbette bir kişinin yıllardır partide bulunması, tek başına yönetici olması için yeterli değildir.

Ama emeği de yok sayamazsınız.

Liyakat başka şeydir, vefa başka.

İkisini birbirinin düşmanı haline getirmeden yönetebilmek gerekir.

YÖNETİCİ KRİZDE BELLİ OLUR

Bir başka önemli konu...

Sakinlik.

Çünkü siyasette her şey güllük gülistanlık olmayacak.

İstifa olacak.

Tartışma olacak.

Yanlış anlaşılma olacak.

Eleştiri olacak.

Sosyal medyada tepki olacak.

İşte yönetici tam o noktada kendisini gösterecek.

Öfkeyle cevap veren değil...

Dinleyen.

Bağıran değil...

Çözüm arayan.

Sorunu büyüten değil...

Krizden çıkış yolu bulan.

Yönetici, alkış alırken değil; eleştiriyle karşılaştığında belli olur.

SOSYAL MEDYA DA PARTİ YÖNETİMİNİN BİR PARÇASIDIR

Bugün bir yöneticinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım sadece kendisini ilgilendirmiyor.

Çünkü artık herkes ne yazdığını görüyor.

Bu nedenle hakaret, kişisel saldırı, doğrulanmamış bilgi ve gereksiz polemiklerden uzak durulmalı.

Eleştiri yapılmalı.

Ama eleştiri ile saldırı arasındaki çizgi korunmalı.

Siyasi rekabet olabilir.

Ama siyasi ahlak da olmalı.

Sert siyaset yapılabilir; seviyesiz siyaset yapılmak zorunda değildir.

TÜZÜĞÜ BİLMEYEN YÖNETİCİ OLUR MU?

Bir yönetici partinin tüzüğünü bilmeli.

Programını bilmeli.

Siyasi çizgisini bilmeli.

Türkiye gündemini takip etmeli.

Sakarya'nın sorunlarını bilmeli.

Parti hukukunu bilmeli.

Mali konularda şeffaf olmalı.

Alınan kararların mevzuata uygunluğunu gözetmeli.

Çünkü siyasi parti yönetmek sadece kartvizite “yönetici” yazdırmak değildir.

Sorumluluk almaktır.

ŞİMDİ HERKESİN GÖZÜ O LİSTEDE

Selda Sezgin'in önünde şimdi çok önemli bir tercih var.

Bir tarafta geçmişin alışkanlıkları...

Diğer tarafta yeni bir yönetim anlayışı.

Bir tarafta kişisel yakınlıklar...

Diğer tarafta liyakat.

Bir tarafta dar kadrolar...

Diğer tarafta farklı görüşleri bir arada tutabilen geniş bir teşkilat anlayışı.

Hangisinin tercih edileceğine elbette kendisi ve teşkilat karar verecek.

Ama kamuoyunun da bu tercihi sorgulama hakkı var.

Çünkü ortaya çıkacak liste yalnızca parti üyelerini ilgilendirmiyor.

Sakarya'da siyaset yapmak iddiasında olan bir yapının nasıl bir siyasi kültür oluşturacağını da gösterecek.

ARTIK SÖZÜN DEĞİL, LİSTENİN ZAMANI

Benim söyleyeceğim çok basit:

Selda Sezgin, seçimde aldığı 527 oy farkın sorumluluğunu şimdi yönetim anlayışında göstermeli.

Kendisini destekleyenleri elbette unutmasın.

Ama sadece onları da düşünmesin.

Kendisini eleştirenleri de dinlesin.

Farklı düşünenleri de masaya oturtsun.

Gençlere alan açsın.

Sahada çalışanları görsün.

Liyakati öne koysun.

Parti tüzüğünü bilen, siyasi gündemi takip eden, halkı dinleyen, kriz yönetebilen ve siyasi ahlakı önemseyen isimleri değerlendirsin.

Çünkü artık seçim bitti.

Şimdi teşkilat kurma zamanı.

Ve unutulmamalı:

Bir siyasi partinin geleceğini sadece il başkanı belirlemez.

O il başkanının etrafına koyduğu insanlar da belirler.

Bu nedenle önümüzdeki kongrede asıl bakacağımız şey, sadece kimin il başkanı olduğu olmayacak.

Kimlerle yol yürüdüğü olacak.

Çünkü bazen bir yönetim listesi,

bir siyasi anlayışın özeti olur.

Şimdi herkesin gözü o listede.

Ve belki de bu kongrenin en önemli sorusu şu:

Selda Sezgin, “benim ekibim” mi diyecek, “Yeni Parti'nin Sakarya ekibi” mi diyecek?

Cevabını sözler değil, liste verecek.

 

Hikmet Metin Çavdar