SANDIĞIN GÖLGESİNDE KALAN SORULAR: KİM, KAÇ KİŞİYİ NASIL ÜYE YAPTI?
Siyasette bazı sorular vardır…
Sorarsınız, cevap beklenir.
Bazı sorular vardır ki cevaplanmadıkça büyür, büyüdükçe de sadece kişileri değil, bütün bir teşkilatı tartışılır hale getirir.
Yeni Parti Sakarya teşkilatında bugün tam da böyle bir tablo var.
Ve artık soruyu eğip bükmenin, başka yerlere çekmenin anlamı yok.
Açıkça soruyorum:
Ön seçimde oy kullanan kaç kişi, hangi yöntemlerle üye yapıldı?
Bu üyeliklerin ücretlerini kim ödedi?
Başka kişilere ait kredi kartlarının kullanıldığı iddiası doğru mu?
Doğruysa, kaç kişinin üyeliğinde böyle bir yöntem kullanıldı?
Ve bu üyeler ön seçimde oy kullandı mı?
Bu soruların cevabı verilmeden “her şey normaldi” demek, kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, daha da büyütür.
MESELE BİR KOLTUK MESELESİ Mİ?
Bugün Sakarya siyasetinde Ecevit Keleş'in adı Yeni Parti içerisinde sıkça konuşuluyor.
İl başkanlığı…
Milletvekilliği…
Teşkilat yapılanması…
Ön seçim…
Üyelikler…
Bütün bu başlıklar aynı noktada birleşiyor.
Güç kimin elinde olacak?
Elbette herkes bir göreve talip olabilir.
Bir siyasetçi il başkanı olmak isteyebilir.
Milletvekili olmak isteyebilir.
Teşkilat içerisinde daha etkin görev almak isteyebilir.
Bunda şaşılacak hiçbir şey yok.
Asıl mesele şudur:
Bu hedeflere giderken kurallar herkes için aynı mı uygulanıyor?
İşte tartışılması gereken nokta budur.
Çünkü siyaset, “ben kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım” anlayışına teslim edilirse, ortada demokratik rekabetten söz etmek zorlaşır.
KREDİ KARTI İDDİASI NEDEN ARAŞTIRILMIYOR?
Ön seçim süreciyle ilgili bana da çeşitli şikâyetler ulaşıyor.
İddialara göre bazı kişiler telefon üzerinden üye yapılmış.
Bazı kişilerden kredi kartı bilgileri istenmiş.
Bazı kişiler kredi kartlarını vermeyince, başka kişilere ait kredi kartlarının kullanıldığı ileri sürülüyor.
Hatta bu kartların Ecevit Keleş'e veya kendisine yakın kişilere ait olduğu yönünde anlatımlar bulunuyor.
Tekrar ediyorum:
Bunlar iddiadır.
Ama ciddi iddialardır.
Ve ciddi iddiaların karşılığı, “dedikodu” deyip geçmek değildir.
Karşılığı incelemedir.
Partinin genel merkezi isterse bunu birkaç saat içerisinde büyük ölçüde aydınlatabilecek kayıtları inceleyebilir.
Üyelik tarihleri belli.
Ödeme kayıtları belli.
Sistem kayıtları belli.
Kart üzerinden yapılan ödemeler belli.
Ön seçimde oy kullananların listesi belli.
O halde mesele neden bu kadar karmaşık hale getiriliyor?
Belgeler ortaya konulsun, tartışma bitsin.
Eğer iddialar doğru değilse, bundan daha iyi bir fırsat mı olur?
Çıkılır ve denir ki:
“İddialar asılsızdır. İşte kayıtlar.”
Bitti.
Ama cevap verilmezse?
O zaman insanlar doğal olarak başka sorular sormaya başlar.
21 GÜNLÜK ÜYELİK MUAMMASI
Bir başka dikkat çekici konu da Metin Karaaslan, eşi Zekiye Karaaslan ve Turgut Üzmez'in anlattıkları.
İfadelerine göre 5 Eylül 2026 tarihinde Ecevit Keleş'in daveti üzerine Yeni Parti İl Binası'na gidiliyor.
Amaç belli:
Partiye üye olmak.
Üyelik formları dolduruluyor.
İmzalar atılıyor.
Başvuru yapılıyor.
Sonra bekleme süreci başlıyor.
26 Eylül'e gelindiğinde aradan tam 21 gün geçmiş.
Ve hâlâ üyeliklerin akıbeti konusunda soru işaretleri bulunduğu ifade ediliyor.
Şimdi soruyorum:
Bir parti yeni üyeler kazanmak için uğraşırken, partiye katılmak isteyen insanların üyelik başvuruları neden sürüncemede bırakılır?
Üyelik kabul edilmediyse neden?
Kabul edildiyse neden zamanında bildirilmedi?
Bir siyasi partinin üyelik sistemi bu kadar kapalı mı olmalıdır?
Yoksa bazı üyeler için kapılar sonuna kadar açılırken bazıları için kapılar aralık mı tutuluyor?
Bunun cevabını Yeni Parti vermelidir.
SANDIKTA EŞİTLİK YOKSA, SONUÇTAN NASIL EMİN OLUNACAK?
Asıl tehlike burada başlıyor.
Düşünün…
Bir aday aylarca çalışıyor.
Üyelerle görüşüyor.
Teşkilat kuruyor.
İnsanlarla tek tek temas ediyor.
Diğer tarafta ise yeni üyeliklerin nasıl oluşturulduğu konusunda ciddi iddialar ortaya atılıyor.
Eğer bu iddialar doğruysa ve söz konusu üyeler ön seçimde oy kullandıysa, artık tartışma sadece “üyelik” tartışması olmaktan çıkar.
Sandığın meşruiyeti tartışılır.
Kimse bunu hafife almasın.
Çünkü ön seçim, siyasi partilerde üyelerin iradesinin ortaya çıktığı yerdir.
Üyenin oyuna dokunursanız, yalnızca bir adayın hakkına değil, bütün üyelerin iradesine dokunmuş olursunuz.
TELEFON TELEFON DESTEK İSTENDİĞİ İDDİALARI DA VAR
Üstelik mesele yalnızca üyeliklerden ibaret değil.
Ön seçim öncesinde bazı üyelerin telefonla aranarak belirli isimlere destek istendiğine ilişkin iddialar da kamuoyuna yansıdı.
Sakarya basınında da bu yönde haberler yayımlandı.
Burada da mesele “telefon açıldı mı, açılmadı mı?” noktasından ibaret değildir.
Siyasi partilerde elbette herkes desteklediği adaya oy isteyebilir.
Ancak bunu kimin, hangi makamın gücüyle, hangi üyeler üzerinde ve hangi yöntemlerle yaptığı önemlidir.
Üyelik başka, örgüt gücü başka, sandık başka.
Bunların birbirine karıştırılmaması gerekir.
ECEVİT KELEŞ'İN CHP DOSYASI DA ORTADA
Ecevit Keleş'in siyasi geçmişindeki son gelişmeler de kamuoyunun malumu.
CHP'deki disiplin süreci kamuoyuna yansıdı.
Daha sonra CHP Yüksek Disiplin Kurulu tarafından, başka bir siyasi partiye katılan veya o partide görev alan 51 kişiyle ilgili disiplin soruşturmalarının durdurulmasına ve dosyaların işlemden kaldırılmasına karar verildi.
Ecevit Keleş'in de bu isimler arasında bulunduğu açıklandı.
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor:
Dosyanın işlemden kaldırılması, hakkında kesin ihraç kararı verildiği anlamına gelmez.
Gazetecilikte kelimelerin anlamı önemlidir.
Fakat bugün tartışmamız gereken asıl konu da zaten CHP dosyası değil.
Asıl konu Yeni Parti'deki üyelik, ön seçim ve teşkilat yönetimiyle ilgili iddialardır.
BİR KİŞİNİN SİYASİ GELECEĞİ İÇİN Mİ?
Şimdi en zor soruya gelelim.
Eğer bir siyasetçinin il başkanlığı veya milletvekilliği hedefi varsa, bunun yolu bellidir:
Üyelerin karşısına çıkarsınız.
Projelerinizi anlatırsınız.
İnsanları ikna edersiniz.
Sandığa gidersiniz.
Ve sonucu kabul edersiniz.
Ama üyelik sistemi üzerinden avantaj sağlandığı, belirli kişilerin farklı yöntemlerle üye yapıldığı, başka kişilerin kartlarıyla üyelik bedellerinin ödendiği ve bu üyelerin ön seçimde kullanıldığı yönündeki iddialar doğruysa…
İşte o zaman mesele artık siyasi rekabet olmaktan çıkar.
Adalet meselesine dönüşür.
Çünkü bir kişinin siyasi geleceği, yüzlerce insanın emeğinden daha değerli değildir.
Hiçbir makam, hiçbir koltuk, hiçbir milletvekilliği hedefi insanların siyasi iradesinin önüne geçirilemez.
GENEL MERKEZ SUSARSA, SORULAR BÜYÜR
Yeni Parti Genel Merkezi'nin artık yapması gereken çok açık.
Ne Ecevit Keleş'i peşinen suçlamak…
Ne de kendisini peşinen aklamak…
Kayıtları incelemek.
Kaç üye yapıldı?
Hangi tarihte yapıldı?
Üyelik ücretini kim ödedi?
Hangi kredi kartı kullanıldı?
Kart sahibi ile üye aynı kişi mi?
Üyeler hangi tarihte aktif hale getirildi?
Ön seçimde kimler oy kullandı?
Bu üyeliklerin ön seçim sonucuna herhangi bir etkisi oldu mu?
Bütün bunlar araştırılmalı.
Ve sonuç kamuoyuna açıklanmalı.
Çünkü bugün yapılması gereken en yanlış şey, bu soruları soranları susturmaya çalışmaktır.
Tam tersine…
Soruların cevabı verilmelidir.
KİMSE SANDIĞIN ÜZERİNE GÖLGE DÜŞÜRMESİN
Siyasetçi eleştirilebilir.
Aday eleştirilebilir.
Teşkilat yönetimi eleştirilebilir.
Ama üyelerin iradesi tartışmalı hale gelirse, bunun bedelini yalnızca adaylar ödemez.
Partinin tamamı öder.
Bugün Yeni Parti'nin ihtiyacı olan şey taraf tutmak değildir.
Şeffaflıktır.
Kimseye ayrıcalık tanımamaktır.
Kimseyi peşinen suçlamamaktır.
Ama hiç kimsenin iddiasını da görmezden gelmemektir.
Çünkü gerçek ortaya çıktığında herkes rahatlar.
İddialar doğru değilse, Ecevit Keleş açısından da mesele kapanır.
İddialar doğruysa, parti gerekli işlemi yapar.
Ama üçüncü bir seçenek olmamalıdır:
Soruların üzerini kapatmak.
Çünkü üzeri kapatılan her soru, yarın daha büyük bir tartışma olarak geri döner.
VE SON SÖZ…
Burada mesele Ecevit Keleş'in il başkanı olup olmaması değildir.
Mesele birilerinin milletvekili olup olmaması da değildir.
Mesele çok daha basittir:
Sandık gerçekten üyelerin sandığı mı?
Eğer öyleyse, hiçbir endişeye gerek yok.
Kayıtlar ortaya konur.
Üyelikler incelenir.
Ödemeler incelenir.
Ön seçim süreci incelenir.
Ve herkes susar.
Ama eğer birilerinin siyasi geleceği uğruna üyelik sistemi üzerinde oynandığı, insanların başka kişilerin kredi kartlarıyla üye yapıldığı veya ön seçimde dengelerin değiştirilmesi amacıyla organize edildiği iddiaları varsa, bunun da hesabı sorulmalıdır.
Çünkü siyaset kişisel gelecek planı değildir.
Siyaset, milletin ve üyelerin iradesine emanet edilen bir görevdir.
Hiç kimse kendi siyasi hedefini, başkasının hakkının önüne koyamaz.
Ve hiç kimse de şunu unutmamalıdır:
Sandık sadece oy kullanılan bir yer değildir.
Sandık, insanların birbirine duyduğu güvenin de ölçüsüdür.
O güven sarsılırsa, sandıktan çıkan rakamların tartışması hiç bitmez.
Şimdi gözler Yeni Parti Genel Merkezi'nde.
Belgeler konuşsun.
Kayıtlar konuşsun.
Gerçek ortaya çıksın.
Gerçek neyse, herkes onu bilsin.
Çünkü siyasette en tehlikeli şey kaybetmek değildir.
En tehlikeli şey, insanların sandığa olan güvenini kaybetmesidir.