Korkunun Siyasetteki Dili ve Bir Metnin Anlattıkları
Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı aday adayı Ekrem İmamoğlu’nun mektubunun okunması sırasında yaşanan tartışma, aslında sadece anlık bir gerilim değil, daha derin bir siyasi dil sorununa işaret ediyor. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın tepkisiyle alevlenen bu olay, siyasette üslubun ve meşruiyet tartışmalarının nasıl iç içe geçtiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Üstelik tartışmanın arka planında ciddi bir iddia da var. Alemdar’ın biyografisinde yer alan Doğu Akdeniz Üniversitesi mezuniyeti, üniversite yönetimi tarafından yalanlandı. Kurumdan yapılan açıklamada, Alemdar’ın ne kayıt ne de diploma bilgisinin bulunduğu ifade edildi. Bu durum, kamuoyunda “şeffaflık” ve “etik” tartışmalarını kaçınılmaz hale getirdi.
Tam da bu noktada, CHP Adapazarı İlçe Başkanı Sabri Anıl Özkan’ın sosyal medyada yaptığı açıklama devreye giriyor. Özkan’ın sözleri, yalnızca bir destek mesajı değil; aynı zamanda Türkiye’de siyasetin hangi dil üzerinden yürüdüğünü de ortaya koyan bir metin niteliğinde.
Bu metnin merkezinde “korku” kavramı yer alıyor. “Korkunun adı Ekrem İmamoğlu olmuş” ifadesi, siyasette sıkça başvurulan bir retoriği yansıtıyor: Rakibin gücünü, ona duyulan endişe üzerinden tanımlamak. Özellikle seçim atmosferlerinde bu tür söylemler, tabanı konsolide etmenin etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor.
Ancak metin bununla sınırlı değil. “Kumpas”, “darbe tutsağı”, “sandık korkusu” gibi ifadeler, siyasi eleştirinin ötesine geçerek doğrudan bir mücadele diline dönüşüyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Türkiye’de siyasal iletişim giderek daha sert, daha duygusal ve daha kutuplaştırıcı bir zemine kayıyor.
Bir diğer dikkat çekici unsur ise “meşruiyet” vurgusu. CHP’nin kurucu parti kimliği üzerinden yapılan hatırlatmalar, sadece tarihsel bir referans değil; bugünkü siyasi iddiaların da dayanağı olarak sunuluyor. Bu yaklaşım, seçmene geçmiş üzerinden bir aidiyet duygusu kazandırmayı hedefliyor.
Fakat burada kritik bir denge sorunu var. Siyaseti sürekli “biz ve onlar” eksenine sıkıştıran dil, kısa vadede mobilizasyon sağlasa da uzun vadede toplumsal gerilimi artırıyor. Oysa seçmen artık daha somut başlıklar görmek istiyor: ekonomi, yaşam kalitesi, adalet ve gelecek vizyonu.
Ekrem İmamoğlu etrafında şekillenen bu son tartışma, aslında daha geniş bir tablonun parçası. Güçlü lider figürleri, yüksek tansiyonlu söylemler ve keskin kamplaşmalar… Türkiye siyasetinin mevcut fotoğrafı büyük ölçüde bundan ibaret.
Ama bütün bu gürültünün içinde asıl mesele hâlâ yerinde duruyor:
Siyaset korkular üzerinden mi şekillenecek, yoksa topluma umut verebilen bir dil mi kazanacak?
Hikmet Metin Çavdar