CHP'de Son Perde mi? Bir Siyasi Miras Nasıl Tüketilir?
Hikmet Metin Çavdar/ Siyaset yalnızca rakamlar, anketler ve seçim sonuçlarından ibaret değildir. Aynı zamanda zamanlamanın, sağduyunun ve vicdanın sanatıdır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananlar ise siyaset biliminin ileride örnek vakalar arasında gösterebileceği türden bir çözülme hikâyesine dönüşmüş durumda.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık tartışmalarının yeniden gündeme geldiği süreçten bu yana yaşanan gelişmeler, artık yalnızca parti içi bir rekabet olarak değerlendirilemiyor. Ortada, yıllar içinde oluşturulmuş bir siyasi mirasın nasıl aşındığına dair dikkat çekici bir tablo bulunuyor.
“Koltuk Derdim Yok” Söylemi ve Siyasetin Gerçekliği
Siyasette söz kadar davranış da önemlidir. Bir siyasetçi “koltuk derdim yok” diyebilir; ancak kamuoyu, bu sözleri atılan adımlarla birlikte değerlendirir.
Kurultay sonrasında açılan ofisler, parti yönetimiyle yaşanan gerilimler ve son günlerde dillendirilen disiplin süreçleri hakkındaki iddialar, seçmenin önemli bir bölümünde farklı bir algı oluşturuyor. Bu tablo, partiyi güçlendirme çabası olarak değil, geçmişte kaybedilen siyasi alanı yeniden kazanma girişimi olarak okunuyor.
Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü siyaset, haklı olmaktan çok, toplumun gözünde inandırıcı olabilme sanatıdır.
Muhalefetin İç Kavgası, İktidarın Konfor Alanı
Demokrasilerde iktidarlar kadar muhalefetlerin performansı da belirleyicidir. Ana muhalefetin enerjisini kendi iç mücadelelerine harcadığı dönemlerde iktidarlar rahatlar.
Bugün yaşanan tartışmaların en dikkat çekici sonucu da budur. Türkiye'nin ekonomik sorunları, hayat pahalılığı, işsizlik, adalet ve eğitim gibi temel meseleleri geri plana itilirken, gündem CHP'nin kendi iç hesaplaşmalarına sıkışmış durumda.
İktidar yanlısı medya organlarının bu süreci büyük bir iştahla takip etmesi de tesadüf değildir. Çünkü muhalefetin kendi içinde yaşadığı her kriz, iktidarın siyasi yükünü hafifletmektedir.
Bu nedenle, “iktidarın oyununa gelmeyelim” söylemiyle başlayan birçok hamle, bazen farkında olmadan o oyunun en işlevsel parçasına dönüşebilmektedir.
Bir Liderin En Zor Sınavı
Siyasi liderlik yalnızca seçim kazanmakla ölçülmez. Bazen en büyük sınav, koltuktan ayrıldıktan sonra verilir.
Gerçek devlet adamları ve parti büyükleri, gerektiğinde geri çekilmeyi bilir. Kurumlarını kişisel hesapların önünde tutar. Kriz anlarında yangını büyütmek yerine söndürmeye çalışır.
Bugün CHP içinde yaşanan tartışmalarda seçmenin görmek istediği şey de budur: Birleştirici bir akıl, yapıcı bir rehberlik ve geleceğe dönük bir vizyon.
Ancak ortaya çıkan görüntü, partiyi ortak hedeflerde buluşturan bir liderlikten çok, geçmiş hesaplaşmaların gölgesinde şekillenen bir mücadeleyi andırıyor.
Asıl Kazanan Kim?
Tüm bu yaşananların sonunda sorulması gereken soru son derece basit:
Bu süreç kime yarıyor?
Ne CHP seçmenine...
Ne değişim beklentisi içindeki kararsızlara...
Ne de Türkiye'nin çözüm bekleyen sorunlarına...
Siyasi enerjinin parti içi mücadelelere harcandığı her günün kazananı, doğal olarak iktidar oluyor.
Tarih, siyasetçileri yalnızca görevde oldukları dönemlerle değil, görev sonrasında sergiledikleri tutumlarla da hatırlar. Bazen yılların emeği bir seçim yenilgisiyle değil, o yenilgiden sonra gösterilen tavırlarla gölgelenebilir.
Bugün CHP'nin ihtiyacı olan şey yeni ihraç listeleri, yeni hesaplaşmalar veya yeni kamplaşmalar değildir. İhtiyaç duyulan şey, toplumun karşısına ortak bir hedef ve ortak bir umutla çıkabilmektir.
Çünkü siyasette boşluk kabul edilmez. Bir parti kendi enerjisini iç mücadelelerde tüketirse, o boşluğu rakipleri doldurur.
Ve ne yazık ki bugün yaşanan tablo, milyonlarca seçmenin beklediği değişim umudunu büyütmekten çok, onu yıpratma riski taşımaktadır.
Siyasette bazen maçı oyunu kuranlar değil, oyunu bozanlar belirler. Ancak oyunun sonunda kazananın kim olacağına da son sözü her zaman seçmen söyler.