"Bir Ağustos Akşamı"
"Bir Ağustos Akşamı"
Bu şiir, bir Ağustos akşamında başlayan masum bir tanışmanın, zamanla insanın bütün dünyasını değiştiren büyük bir sevdaya dönüşmesinin hikâyesidir.
Her şey sıradan bir selamla başlar. Ne şair ne de yüreği, o anın bir ömre yayılacak özlemin, hasretin ve derin bir sevdanın başlangıcı olduğunu bilir. Yazın sıcak ve ağır geceleri içinde, yağmurun camlara vurduğu bir akşamda aşk sessizce gelir; önce bir ses olur, sonra bir bakış, ardından insanın bütün varlığını kuşatan bir duyguya dönüşür.
Sevda büyüdükçe şehirler değişir. Sokaklar, geceler, rüzgârlar ve ay ışığı artık sevilen kişinin hatırasını taşımaya başlar. Şair, sevdiğini yalnızca bir insan olarak değil; bir türkü, bir çocuk ve bir memleket gibi içinde yaşatır. Onun sesi sığınak, varlığı umut, yokluğu ise derin bir yalnızlık olur.
Bu şiir aynı zamanda kavuşmanın değil, özlemin şiiridir. Sevgiyi bütün saflığıyla yaşayan bir yüreğin, sevdiğinin bir tek "Seviyorum" sözüne bile bir ömürlük mutluluk yükleyişinin hikâyesidir. Çünkü bazı insanlar, farkına varmadan bir yaz akşamı girer hayatımıza ve zaman geçse, mevsimler değişse, yollar ayrılsa bile içimizden hiç çıkmazlar.
"Bir Ağustos Akşamı", bir selamla başlayıp bir ömür süren, insanın kalbinde iz bırakan ve hiçbir zaman tamamen bitmeyen sevdaların hikâyesidir.
"Bir Ağustos Akşamı"
Ağustostu...
Sıcak, ağır,
toprağın buhar, göğün ateş koktuğu günlerdi.
Bir selam verdim sana,
bir tek selam...
Nereden bilebilirdim,
o küçücük sözcüğün
yüreğime kocaman yangınlar bırakacağını?
Yaz yağmurları vuruyordu camlara,
damla damla gece iniyordu şehre.
Ben,
göğsümün içinde bir kuşun çırpındığını duydum.
Meğer aşkın ayak sesleriymiş.
Nereden bilebilirdim,
bir gün sokakların
sen olmayınca
bu kadar ıssız,
bu kadar yetim,
bu kadar kimsesiz kalacağını?
Uyku girmiyor gözlerime.
Bir ses arıyorum karanlığın içinde.
Bir ses...
Senin sesin...
İnsan,
bir insanın sesine
bu kadar mı sığınır?
Uzun kum sahilinde dolaşıyorum sanki.
Ay,
gölün omzuna düşmüş.
Ben yürüyorum ağır ağır.
Karanlığı seviyorum;
belki de
karanlıkta sana daha yakın olduğum içindir.
Bir fırtına gibi geldin.
Kapılarımı çaldın,
pencerelerimi açtın,
girdin ömrüme.
Ben seni içimde büyüttüm;
bir çocuk gibi,
bir türkü gibi,
bir memleket gibi...
Aklımı aldın,
ruhumu aldın,
kalbimi aldın.
Şimdi neye baksam,
bir ucunda sen varsın.
Bazen sözler tükeniyor,
kelimeler yoruluyor.
Dilimin yetişemediği yerde
özlemin konuşuyor.
Saçlarımı okşayan rüzgâr,
sanki senin nefesin.
Bir bakışına sığsa yalnızlığım,
yeşil gözlerinde erise bütün kederlerim.
Yanında olanları,
sana dokunanları,
sesini duyup seninle konuşanları
kıskanmıyorum desem,
yalan olur.
Bir kere,
yalnız bir kere,
"Seviyorum." de bana.
Sonra dünya yıkılsa da,
şehirler sussa da,
gerisi yalan.
Sensizliği düşünemiyorum.
Yüreğimde özleminle yaşamayı,
gönlümün çiçeklerinin solmasını,
hasretinin damarlarımdan çekilip gitmesini
istemiyorum.
Çünkü bazı sevdalar vardır;
gider sanırsın, gitmez.
Biter sanırsın, bitmez.
Ve bazı insanlar vardır;
bir Ağustos akşamı girer ömrüne,
bir ömür boyunca çıkmaz...
Hikmet Metin Çavdar