24 Temmuz: Kutlanacak Bir Bayram mı, Hesap Sorulacak Bir Gün mü?

24 Temmuz,  basında sansürün kaldırıldığı tarih olarak hafızalara kazındı. Aradan geçen bunca yıla rağmen bugün geldiğimiz noktada, bu anlamlı günü coşkuyla kutlamaktan çok, mesleğin içine sürüklendiği tabloyu sorgulamak gerekiyor.

Çünkü artık gazetecilerin önündeki en büyük engel yalnızca sansür değil; ekonomik baskı, otosansür, güvencesizlik ve emeğin sistematik biçimde değersizleştirilmesi.

Öyleyse soralım:

Gerçekten neyin bayramını kutluyoruz?

Ay sonunu getirmekte zorlanan gazetecilerin düşük ücretlerle ayakta kalma mücadelesini mi?

Dinlenme hakkı neredeyse tamamen yok sayılan, gece gündüz demeden çalıştırılan haber emekçilerinin bitmeyen mesaisini mi?

Mesleki hakları budanan, geleceğe güvenle bakamayan, emeklilik hayali her geçen gün biraz daha uzaklaşan basın çalışanlarının çaresizliğini mi?

Yoksa kendi meslek gününde dahi haber peşinde koşmak zorunda bırakılan, kutlamayı yalnızca başkalarının açıklamalarını haberleştirirken yaşayan gazetecilerin sessizliğini mi?

Gazeteciler yıllardır toplumun sesi olmaya çalışıyor. Haksızlığı, adaletsizliği, yoksulluğu ve emek sömürüsünü kamuoyuna duyuruyor. Ancak aynı gazeteciler, kendi yaşadıkları sorunları dile getirdiğinde çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Mesleğin sorunları konuşuluyor ama çözüm üretilmiyor; alkış var, hak yok.

Her yıl yayımlanan süslü kutlama mesajları, basın emekçilerinin gerçek hayatına dokunmuyor. Güzel cümleler, boş temenniler ve gösterişli açıklamalar; mutfağında geçim sıkıntısı yaşayan gazetecinin yükünü hafifletmiyor.

Gazetecinin ihtiyacı olan şey övgü değil, insanca yaşam koşullarıdır.

Adil ücret, fazla mesainin karşılığının verilmesi, düzenli izin hakkı, sendikal güvence, mesleki bağımsızlık ve hiçbir baskıya boyun eğmeden görev yapabileceği özgür bir çalışma ortamı... İşte gerçek kutlama bunlar sağlandığında başlayacaktır.

Televizyonda izlediğiniz ya da gazetede okuduğunuz her haberin arkasında; bayramını ailesinden uzakta geçiren, geceyi sokakta tamamlayan, ekonomik kaygılar içinde görevini yapmaya çalışan yüzlerce basın emekçisi bulunuyor.

Muhabirinden kameramanına, editöründen sayfa sekreterine kadar bu mesleğin görünmeyen kahramanları, çoğu zaman kendi haklarını savunmaya fırsat bulamadan başkalarının hak mücadelesini kamuoyuna taşıyor.

Bu nedenle 24 Temmuz'u yalnızca "Basın Bayramı" olarak görmek gerçeği örtmekten başka bir anlam taşımıyor. Gerçek anlamda kutlanacak gün; gazetecilerin susturulmadığı, emeğinin karşılığını aldığı, mesleğini korkmadan yaptığı ve geleceğe güvenle bakabildiği gün olacaktır.

O güne kadar 24 Temmuz, bir kutlama günü değil; basın emekçilerinin yaşadığı sorunları yüksek sesle dile getirme ve çözüm talep etme günü olmalıdır.

Gerçeğin peşinden yürümekten vazgeçmeyen, kalemini hiçbir baskıya teslim etmeyen tüm gazetecilere selam olsun. Çünkü özgür basın, yalnızca gazetecilerin değil, toplumun da nefesidir.

24 temmuz gazeteciler günü adalet bakanı yoksulluk